Bütün hikayeler

Havuz

Hikaye 52

Dinle

Yapay sesle okuma · Ses dosyasını indir

Suna sabahın kanını çamaşırhane kapısından tekerlekler üstünde dışarı çıkardı. Taşıma kutusu, annesinin son halinden ağırdı. Birinin onu durdurmasını beklemişti. Bir taşıma görevlisi kapıyı tuttu.

Ona Havuz'daki bir sıra ve bir dosya makbuz miras kalmıştı. Önünde dört bin kişi. Kan alma odasının üstündeki balkonlarda insanların tutulan yıllarla yaşadığı söyleniyordu. Annesi ayda iki kez kan vermişti. Suna aşağıda çarşafları yıkıyordu.

Sokak arasında bekleyen adam ona orta sayfaları değiştirilmiş bir kitapçık vermişti. Alınanları geri vereceklerini söylemişti. Suna katılmakla ilgili soru sormuştu. Adam hangi kapıları açabildiğini sormuştu.

Annesinin ismini numara istemeden söyleyecek insanlarla tanışmak istiyordu. Balkonu da istiyordu. Bunu hiç kimseye söylememişti.

Adam taşıma kutusunu sokağa doğru çekti.

“Kamyonetiniz nerede?”

“Yukarıdan izleyecekler.”

Kapağı kaldırdı. Torbalar beyaz soğutucu paketlere dayanıyordu, her birinin kağıt etiketi vardı. Birini köşesinden alıp oluğun üstünde tuttu.

Suna bileğini yakaladı.

“Yerine koy.”

“Oradan çıkarılmasını istiyordun.”

Sokağın karşısında bir kadın koluna pamuk bastırarak kliniğin basamaklarından iniyordu. Taşıma kutusunu tanıdı. Terlikleri yola şap şap vurdu.

“Daha yeni bitirdim.”

Adam kadına geri durmasını söyledi.

“Benimki orada.”

Adam kanın onu veren herkese ait olduğunu söyledi.

Kadın torbaya uzandı. Adam onu duvara itti. Suna kapağı adamın bileğine indirdi. Adam torbayı içeri düşürdü ve Suna'nın kulağına vurdu. Sokak arası bir an tam bir sessizliğe büründü. Adamın ağzının oynadığını görebiliyordu. Adam yeniden uzandığında Suna dizine yandan tekme attı. Adam taşıma kutusuna çarparak düştü, kutu yuvarlandı. Suna sapı iki eliyle yakaladı.

Klinikten çıkan kadın itmesine yardım etti. Birlikte kapı eşiğinden geçirdiler. Arkalarında adam, Suna'nın onu Ofis'e verdiğini bağırarak söylüyordu.

Suna ona saati, kapıyı, taşıma görevlilerinin sayısını vermişti. Annesinin son bildiriminin arkasına onun için bir kroki çizmişti.

Hemşire mühürleri kontrol etti. Suna'nın dizleri boşalmadan arkasına bir sandalye koydu. Biri bir fincan şekerli çay getirdi. Suna onu artık duyamadığı kulağına dayadı.

Terlikli kadın katkısının sayılıp sayılmadığını sorup duruyordu. Hemşire etiketini bulup numarayı gösterdi. Kadın etiketi öptü. Sonra ağlamaya başladı.

Masada bir memur Suna'dan adamın kimliğini belirtmesini istedi. Bağlantıları için yer vardı. Suna kalemi aldı. Kendi çizdiği kroki adamın cebindeydi.

Yan sandalyede bir bağışçı titremeye başlamıştı. Hemşire yardım istedi. Suna formu bırakıp yanına gitti. Bir bileği çarşafı kırıştırmadan ketene nasıl bastıracağını biliyordu.

“Çıkmasına izin verme,” dedi bağışçı.

Adamın öbür eli hortumu çekiyordu. Suna o bileği de tuttu.

“Bırak.”

Hala gelmekte olan hemşireye baktı. Bağışçı kıvrandı. Suna'nın başparmağının altında adamın nabzı aynı küçük yere vurmayı sürdürdü.

Suna bırakmadı.