Kabinden hepsini görebilirsin: su, bir el iskambil gibi açılan pazar tenteleri, orta istasyonda birbirini geçen fünikülerin iki vagonu, kubbe, manastır ve kendi vinciyle onunkine cevap veren öteki tepe. On bir yıldır kabindeki adam o. Karısı, manzaralı bir işi olduğunu söyler. İkisinin de hâlâ sevdiği tek şaka bu.
Binanın ismi yok, her belgede işler olarak anılır. Şantiyede kimseye ne için olduğu söylenmiş değil. Başta bir tabela vardı, üstünde bir resim, ve resimdeki bina bu bina değildi, ve tabela ikinci yıl indi ve yerine yenisi konmadı.
Buradaki yağmur sözleşmeli. Biri uzak tepe için toptan hava satın aldı — pazar kuru değilken şantiye kuru, ve çizelgenin ıslak dediği salı günleri on birde ıslak, ve beton bir ofisteki grafikte çizili bir eğriye göre priz alır. Eksik olduğunda adamlar çaylarıyla portalın altında durur ve kuru göğün onlara bir şey borçlu oluşunu seyreder.
Mesele katlar. Sayıyı ellerinde bilir: halat her kat için şu kadar salınır, dördüncü yıldan beri de on sekizinciyle on dokuzuncu arasındaki farkı avuçlarında hissediyor. Parmak diplerindeki nasırlar düzleşti; soğuk sabahlarda sağ el soldan yarım sayım önce kapanır. Dördüncü yıl ellerindeki sayı yirmi ikiydi. İki kış önce yirmi altıydı. Bu bahar çitteki şantiye ilanında on dokuz yazıyordu, barakadaki çizimler de ilanla uyuşuyordu, ve çayıyla onun önünde durdu ve ellerindeki sayıyla kâğıttaki sayının el sıkışamadığını hissetti.
Mühendise sordu. “Onları benimle say,” dedi. “Çizimleri değil. Onları.” Genç ve dürüst olan mühendis çizimlerle ölçümü kontrol etti ve on dokuz dedi, ve sonra onunla asansöre binip yukarı çıktı ve yol boyunca camdan saydı, ve indi ve on dokuz dedi, ve haftanın kalanında ona bakmadı.
Eylülde çizimler yeniden düzenlendi. Barakaya gidip dördüncü yıla ait kendi puantaj fişlerini çıkardı, kâğıt olanları, bunu kendi başına halletmek için. Onlar da yeniden düzenlenmişti. Saatlerin hepsi orada ve hepsi onun ve işlendikleri katlar oraya yük kaldırdığını hatırlamadığı katlar.
Asansör defteri, şantiyede kimseye tutması söylenmemiş tek defter. Kimse tutmayı da kabul etmedi. Hepsi tutar. Asansörün yanında bir çiviye takılı bir bloknot ve adamlar gidecekleri katı yazar, ve yıllar öncesine uzanır, ve içindeki sayılar adamların kendi ellerinden çıkma ve o sayılar yanlış sayılar, yani onun sayıları. Mühendise göstermiş değil. Çoğu gün ona bakar, sobayı yoklar gibi.
Baharda ayrılan bir adamda hâlâ bir gömlek alacağı var — iyisinden, mavi, bir düğün için ödünç verilmiş — ve haftada belki bir kez onu düşünür ve bir kez olsun geri istemiş değil. Son kat töreni haziranda yapıldı. Küçük bir ağaç vardı, gelenek böyle, ve fotoğraflar, ve karşı taraftan onlara teşekkür edip arabayla giden bir adam. Temmuzda dokuzuncu kattan yeniden başlamaları söylendi: şartname kaymıştı, müşteri süreklilik istiyor, işler devam ediyor. Dokuzuncu katı on bir günde karkasına kadar söktüler. Ekibinin yaptığını gördüğü en iyi işti.
Çocuklar ne olduğu üstüne bahis defteri tutar ve defterin tutulması haftanın en iyi saati: oranlar tebeşirle yazılır, tartışmalar usule uygun, hastane öneren bir adama da bir bisküvi ceza kesilir. Yıllar boyu favoriler bir hastane, bir otel ve kayıtlardı. Son zamanlarda biri, bütün bunun tek bir makine, katların da onun dolapları olduğunu söyleyen bir kuzeni olduğunu iddia ediyor ve çay barakası o ihtimale bahis almayı bıraktı.
Bildikleri: on ikincinin üstüne pencere sipariş edilmedi. Asansörlerin şartnamesinde içeride düğme yok. Her katın ortasında bir gider var, on dördüncünün üstünde de çıkan su için tertibat var, giren su için yok.
On bir yıl, kimsenin isim koymayacağı bir şeklin içine bir şeyler kaldırmanın parasını almak için uzun bir zaman. Sayıyı evde yüksek sesle söylemeyi bıraktı. Kırk sekiz yaşında ve dizleri mesleğin sorunu değil. Dört yıla şantiye emekliliğine ayrılabilir, gerçek bir şey o, gününde öder, ve vinç o yaşlardaki halinden daha iyi olan oğlana kalacak, ve oğlan da katları ellerinde hissedecek, zamanla.
Gün sonunda bomu rüzgâra verir, öyle gerekir, bom boşta salınır ve kendi yönünü bulur, o yön de hep dışarı, kanala doğru.
Son ışıkta aşağı iner. Kapıdaki çitte ilan hâlâ orada, üstündeki sayı da on dokuz, ve her akşam durduğu gibi durur ve ışığı yanan katları alttan sayar, çizimlerin saydığı gibi değil.
Yirmi üç bulur. Yine yirmi üç bulur. Eve gider.