Otobüs sesi durak anonsunun sonunu kaybetti, bir nefesten uzun her şeyin sonunu kaybettiği gibi, kadın da ağzının içinden geri verdi, emin ve yanlış: temelli.
Üç sonu var ve hepsi her şeye uyar. Perşembe. Temelli. Sonra da görürüz. Yanıldığı ona bir kez olsun söylenmiş değil, bu da haklı olmakla aynı şey değil, farkı da bilir ve yine de tamamlar. Blok sahanlıklarına geldiğinde dokuz yaşındaydı, ucuz olanı, uzun her şeyin son kelimesini düşüreni, o zamandan beri de tamamlıyor.
Tezgâhtaki form son cümlesini bir virgüle ve bir kutuya sürükledi. Kutuyu mürekkeple doldurdu ve cümleyi kafasında bitirdi, nazikçe: sonra da görürüz. Tezgâhtaki kız okumadan damgaladı. Kutu altı yıldır ondan aynı üç sonu alıyor ve form bir kez olsun geri gönderilmiş değil.
Meşhur talimat, boş onuncu, herkesin öylece bıraktığı — onun için bir sonu var. Yıllardır var. Kuyruklarda kendi kendine söyler, bir nabız düzeyinde, ve uyar, ve kimse hiçbir zaman kontrol etmeyecek.
Bir kez yüksek sesle tamamladı, bir insana da değil. Sahanlıkta bir komşu üstünde koğuştan bir mesaj olan bir telefon uzattı, gün, ve sonra temiz kenar, ve hiçbir şey söylemedi, ve gerek de yoktu. Sonu bloğa söyledi. Blok onu geri kalanın altına metin olarak koydu, koğuşun kendi kelimeleriyle aynı boyda, komşu da onu ekrandan okudu: Perşembe. Komşu o perşembe geçti. O zamandan beri kimse ona bu konuda bir şey söylemiş değil, o kapıdaki çiçekler de hafta sonuna kadar indirilmişti.
Sinemada tezgâhtakinin iki sonunu da görmüş, gitmeyi ve kalmayı, ikisini de yenen bir üçüncüsünü tamamlayabilir, tamamlamış da, sessizce, dokuzuncu sırada, iki kez.
Merdivende duyulan: bir adam diyor, sanıyorsa ki ben burada durup da — ve kapı gerisini aldı. Perşembe, diye verdi ona, yukarı çıkarken.
Annesinin mesajları eski usulle gelir, uzun ve kırpılmış. Annesinin ucundaki blok her şeyin son kelimesini düşürür, on bir yıldır böyle, öyle ki annesinin bütün cümleleri öne eğilerek gelir. Yenisi altıda geldi: doktor filmlere baktı ve diyor ki — ve sonra mesajın temiz kenarı, kesilmiş bir sayfa gibi. Altına blok çıkardığını basıyor, ki bu bir sayı, sayı da bir.
On yedinin en eskisi kurşun kalemle, satır tutmayı öğrenmemiş bir elle: ve sonra eve gittiler ve köpek çoktan oradaydı.
Bir tane kâğıt kitabı var. Son sayfa, okumayı öğrenmeden öncesinden beri yok; kapağın içine katlanmış, kendi elinden çıkma on yedi son sayfa duruyor, farklı yaşlar, farklı mürekkepler, hiçbiri doğru değil, hiçbiri atılmamış.
Mesajı dört kez çaldı. Dördüncüsünde, annesinin sesinin arkasında, cümlenin kesildiği yerdeki bloğun kendi küçük duraklamasını duydu, hiçbir şeyin alınışının sesini, ki ömrü boyunca onun ötesini dinlemiş. Kelimeyi biliyor. Kelimeyi bilmek bütün zanaatı; iki yönde de, merhamet ya da değil, ve uyardı, ve kimse hiçbir zaman kontrol etmezdi.
Kayda bastı ve bir saniye hiçbir şey söylemedi, bloğun tutacağı bir saniye. Sonra o tek kelimeyi söyledi, yalnızca kelimeyi, ve durdu. Dört saniye. Annesinin ucunda blok her şeyin son kelimesini düşürür.
Yine de gönderdi. Sonra yeniden kaydetti, aynı kelime, arkasından ikinci bir kelime, herhangi bir kelime, bloğun alması için bir kelime, ve başparmağını gönder tuşunun üstünde tuttu, ve basmadı, ve onu tuttu.
Onun için de bir sonu var.