Bir daire tutar, başka erkeklerin ustura tuttuğu gibi. Fünikülerin orta istasyonunun üstünde tek oda — bir yatak, bir çatal, frenleri iyi bir bisiklet. Çıkışlarını zamanladı. Şehirde herhangi bir oda, bir dakikanın altında, geride çarşaflardaki ısıdan başka hiçbir şey.
Geceleri orta istasyonda çalışır. Füniküler tek kabloda iki vagon yürütür, çıkan vagonla inen vagon birbirine karşı dengede; penceresinin önündeki makasta buluşurlar, on iki saniyelik ışıklı cam ışıklı camla bir hizada, sonra ayrı. Biletlere bakar. Sıkışan bir kapıyı elinin ayasıyla kurtarır. Bir viyolonselciye kutusunu aralıktan uzatır ve kadının parmakları baştan başa nasır, yüzük yok. Tepenin bedenleri bütün gece onun içinden geçer — ayakta uyuyakalmış memurlar, havuzlardan ıslak çıkmış oğlanlar, her gece yarısı aşağı inen ve çıkan vagonda hiç olmayan bir adam.
Pazarları omuzları yanana kadar denizde yüzer, balık tezgâhının başında ayakta yer, penceresi açık, tek başına uyur. Buna yeniden imza atardı.
Martta viyolonselci bir haftada iki kez yukarı çıkar, ikisinde de kutusu yanında yok. İkisinde de o peronda, ikisinde de söylediği şeyi söyler — kolay ve sıcak ve ona hiçbir şeye mal olmayan — ve kadın yukarı çıkar, ondan sonra da merdivenli sokağı kullanır. Nedenini çözdü. Hiçbir şeyi değiştirmedi.
Servis tepeyi bilir. YAKINLARDA YENİ, der saat onda, ve haklı da — yeniler, yakındalar. Köprücük kemiklerinde hâlâ klor olan, omzunu ısırıp ize kendi imzası gibi hayranlıkla bakan cankurtaran. Onun bileğini tutarak uyuyan, başparmağı nabzında, sabah hiçbir şey yazmayan cerrah. Dörtte kalkan, beşte çoktan gitmiş olan, üstünde hava gibi un bırakan fırıncı. Hepsi iyi. Sabahları kibar davranır, gerçekten de. Seri yakaladınız, der servis. Asistan daha sıcak bir açılış önerir. Öneriyi kabul eder. Beş yıldız, beş yıldız, beş yıldız. En iyi uykuyu birinin henüz gittiği gecelerde uyur.
Martta elleri soğuk bir kadın başparmağını onun omurgasından aşağı kemik kemik yürütür, karanlıkta merdiven inen bir kadın gibi fısıltıyla saya saya, ve yedincide durur. Bastırır, bir kez. Adamın bütün sırtı cevap verir. Adam nefesini tutar. Kadın tutulan nefesi fark eder ve hiçbir şey söylemez. Sonrasında sırtı pencereye, yüzü adama dönük giyinir. Kapıda, “Bunda iyisin, bir otelin iyi olduğu gibi,” der. Kapı arkasından kendiliğinden kilitlenir.
Yıl döner ve servis ona yılını gönderir. On bir isim, dört buçuk yıldız, gecelerinin iğneler gibi üstünde durduğu bir tepe haritası. Dokuz beden hatırlar. İsimlerden ikisi onun odasında çekilmiş fotoğraflar taşır — battaniyesi, penceresi, camı ancak yataktan görünen açıyla kesen kablo — ve ikisinde de battaniyenin üstüne bir yüz oturtamaz. Fotoğrafların birinde yastık kılıfları hiç sahip olmadığı bir takım. Dolaba bakar. Kılıflar onun. Aynada omzunda iyileşmiş bir ısırık var — iki kavis, gümüşe dönmüş — on bir isimden hiçbiriyle eşleşmez. Kendini ona, cankurtaranın kendi izine baktığı gibi, hayranlıkla bakarken yakalar. Yılla tartışmayı bırakır.
Ondan sonra sabahların sesi büyür. İkinci bir tabak alır. Mart yazışmasına geri döner ve kendi cümlesini yazar, imlası bozuk, kabul edilmiş öneri yok. Bu kişi artık yakınlarda değil. Yarıçapı iki tepe genişletir. Ücretsiz tanıştırma hakkınızı kullandınız. Öder. Tanıştırmalar gelir, orta ayar kadar sıcak. Cerrah bir kez geri gelir ve sonrasında yan yana uzanırlar, iki iyi yorum gibi. Herkes sıcak cevap verir. Asistan üç sıcaklık sunar ve o ortadakini alır. Kimse gelmez.
Yılın son vardiyasında iki vagon makasta buluşur ve on iki saniyelerini tutar. İnen vagonda bir el kalkar, avucu camda. O da elini kaldırır. Kimin olduğunu görmez. Elini hâlâ yukarıda tutuyor, vagonlar yollarına gitmiş, kablo soğurken tıkırdıyor ve istasyonun üstündeki odasında ikinci tabak duruyor, kapıdan görülebildiği yerde.