—Hava ne güzel, değil mi.
—Öyle. Bugün karşı yaka görünüyor.
—Görünüyor. Oğlum der ki açık bir günde paranın nereye gittiğini görürsün.
—Karşı yaka, evet.
—Oğlum aramıyor. Küçük resimler yolluyor. Bir başparmak. Bir anne başparmakla ne yapsın.
—Para dediğin, para hakkında konuşmaya değer tek bir konu vardır, o da başlangıç tarifesi. Dört çeyrek tutuyorlar. Dört. Ondan sonra yüzüyorsunuz.
—Pazarları arardı.
—Artık kimse yüzmüyor. Kalçam.
—Bu korkulukta yer var mı? Torbaya aldırmayın, ekmek kabuğu. Martılar için.
—Beslemeyin, bütün yol peşimizden gelirler.
—Zaten geliyorlar. Akıntıdan.
—Akıntı! Bana akıntıdan söz etmeyin. Bahardan beri dört saatin üstünde uyuduğum yok ve öğlen vakti ellerim soğuk. Sekiz hafta bekledim dolaşımım için birini göreyim diye, içeri girince de dedi ki, yürümeye devam edin. Yürümeye devam edin! Bu kalçayla.
—Mesele yürümek. Ben on binimi yaparım. Sayaç on iki diyor ama ben yalnızca on sayarım.
—Kuşlar niye peşimizden geliyor?
—Dedikleri gibi: inanılmanın en iyi yolu zor kısmı önce söylemektir.
—Kim diyor bunu?
—Herkes diyor. Broşürde yazıyor.
—Oğlumun bir broşür dönemi vardı. Şimdi başparmaklar.
—Zor kısmı önce söyle. Derin bu, derin. Deniz konuşuyor bu.
—Kanal, teknik olarak.
—Perşembe dedi.
—Ben hiç perşembe demedim. Nerede perşembe demişim, göster.
—Yazdım.
—Yanlış yazdın.
—Notta perşembe yazıyor.
—O halde not kazanır, değil mi. Hep kazanır.
—Teşekkür ederim! Gördünüz mü? Bana hak veriyor.
—Ayın dokuzu mu oldu şimdiden? Ayın dokuzu olamaz.
—Ayın yedisi.
—Siz öyle diyorsunuz ama ben dokuzu için endişelenmeye yedisinde başlarım. İki gün hiçbir şey. İki gün bir hafta sonu.
—Su niye ters yöne gidiyor?
—Faiz. Kimsenin duymak istemediği kelime. Bileşik faiz.
—Hiç ilgi göstermedi. Ne bahçeye, ne vapura, ne annesine.
—Bileşik, dedim. Katlanıyor.
—Her şey katlanıyor. Yas katlanıyor. O da broşürde yazıyor.
—Hangi broşür bu?
—İyi olan.
—Karşı yakadaki terminali elden geçiriyorlar. On sekiz ay, diyorlar.
—Terminal! Bana terminal demeyin. Sekiz hafta bekliyorsunuz, sonra hiç uyarmadan öyle kelimeler kullanıyorlar.
—On sekiz ay dört çeyrek artı dört çeyrek artı—
—Artı kalçam.
—Vapur hakkında ona söyleyip durduğum da bu. İnersin, binersin, inersin.
—Bir keresinde kurs gördük. Sertifika veriyorlar.
—Sertifika bende. Lamine. Lamineyle tartışılmaz.
—Notu lamine etti. Perşembe notunu. Kim kendi aleyhindeki delili lamine eder?
—Düzenli bir adam, kim olacak.
—Düzenli adam annesini arar.
—Adil değil.
—Adil. Her zamanki ücret. Panoda yazıyor.
—Benim dediğim — boş verin. Boş verin.
—Boş vermek, sağlığın yarısı. Öteki yarısı yürümek.
—Bu kalçayla.
—Sayacım pontondan beri yüz altı adım attığımı söylüyor ve biz kımıldamadık. Korkuluk kımıldıyor. Korkuluğu sayıyor.
—Saymak istediğini sayıyor. Oğlum gibi.
—Not gibi.
—Not isabetliydi.
—Not perşembeydi.
—Ayın dokuzu mu?
—Ayın yedisi!
—Siz öyle diyorsunuz.
—Niye kimse cev—
—Tatlım, büyükler konuşuyor.
—Kabuklar için geliyorlar peşimizden, yavrum. Giderken bütün yol, dönerken bütün yol.
—Torba boş. Baktım.
—Ne güzel.
—İşte pontonum. Neyse. Duyulduğumu hissediyorum. Gerçekten.
—Beni tamamen anladınız.
—Yol için bir kabuk alın. Sizin oradaki martılar için.
—Benim oradaki martılar, sizin oradaki martılar. Düşünürseniz hepsi tek bir martı.
—Derin.
—İyi geçişler!
—İyi geçişler.
—Benimki bir sonraki. Beni gerçekten dinleyen ilk kişisiniz. Dört çeyrek. Unutmayın. Dört.
—Pardon?
—Dört.
—Bu gece arayabilir. Pazarlar hep onun günüydü, bugünde de bir pazar havası var.
—Salı, teknik olarak.
—Onun için kelimem var. On bir aydır var. Makineye harcayacak değilim. Geceleri dilimin altında duruyor. Dişlerimle yokluyorum.
—
—Pardon. Bir şey dediniz sandım.
—İyi geçişler!
—İyi geçişler. Kalçaya dikkat.
—Martılara dikkat.
—Ayın dokuzuna dikkat.
—Ne güzel konuştuk.
—Ne güzel.
—Pardon — bir şey mi dediniz?
—Hiçbir şey.