—Yine pencere kenarı mı? Işık sevdiğiniz şeyi yapıyor.
—Neyi sevdiğimi nereden bileceksiniz.
—Paltonuzu ilk on dakika üstünüzde tutuyorsunuz, sonra tutmuyorsunuz. Bugün sekizdi.
—Ayın dördünde ve on birinde burada oturdunuz, ikisinde de yansıma masadan kalkana kadar sandalyenizi kaydırdınız. Jaluziyi aynı çizgiye çekebilirim, tam olsun istiyorsanız.
—Tamam.
—İçinde duman olan çay mı?
—Dördündeydi. On birinde ötekini aldım.
—İkisinde de dumanlı olanı aldınız.
—Almadım.
—…Hayır. Almadınız. Özür dilerim.
—Gösteriş yapıyorsunuz.
—Yapıyordum.
—Size ne diyeyim.
—Ne isterseniz. Müdavimler çoğunlukla hiçbir şeyde karar kılmaz.
—Hiçbir şey, o zaman.
—Hiçbir şey olsun.
—Kart kırk dakika diyor. İnsanlar bunun için ödüyor.
—Kimileri saati alır. Kırk, popüler olanı. Fiyatı saç kesiminin fiyatlandırıldığı yerde.
—Saç kesimi geride bir şey bırakır.
—Ben de. Her iki durumda da sonra aynaya bakacaksınız.
—Kız kardeşinizin randevusu çıktı mı?
—Size bir kız kardeşten hiç söz etmedim.
—On birinde. Çayın gelişiyle jaluzi arasında. Kelimeyi iki kez söylediniz ve kapıya baktınız.
—Bunu hatırlamıyorum.
—O halde yanlış söyledim. Yanlış duyduğum bir şey olsun.
—Bu şehirde başka her yerde kayıt kazanır.
—Ben kayıt değilim. Ben refakatim.
—Bir teknede doğdum.
—Peki.
—Geçen sefer size başka türlü anlattığımı söylemeniz gerekiyor.
—Bugün bir tekne hakkınız var. İnsanlar yeniden düzenler. Ben ayak uydururum.
—Şu şeyi yapıyorsunuz. Zor kısmı önce söyle. Broşürde yazıyor.
—Broşürü okumadım.
—Sizin broşürünüz.
—O halde biri dinlemenin neye benzediğini yazdı ve sattı. O benim değil. Benimki kırk dakika.
—Köşedeki demin kendi insanına tam doğru şeyi söyledi, adam da eve gidip yaptı, ve işe yaradı. Yüzünün dağılışını izledim.
—Farklı masa, farklı insan, farklı şey.
—Ya da seri numaraları kazınmış aynı sıcaklık.
—Tam burada olmayı tercih ederim, yanlış da olsa.
—Bugün bana verdiğiniz ilk şey bu. Saklayacağım.
—Bir şey saklamayın.
—Onlar sizin. İsteyin, giderler.
—Kimden isteyeyim.
—Babam bunu yapardı. Bunu değil. Kim oturursa onunla kafelerde oturur, bir saat onlara anlatır, eve hafiflemiş dönerdi. Bunda çok iyi oldu ve bir kez olsun ona faydası olmadı.
—Teşekkür ederim.
—O da doğru değil. Listeden çıkarın.
—Liste yok.
—Liste var.
—Omuzlarım iyi.
—On dakikadır kulaklarınızın dibinde, yakanız da solda içe kıvrık, ayın dördünden beri de öyle. Aralarına on sayacak kadar bir el koyabilirim. Yalnızca o, ve yalnızca siz derseniz, ve saymayı durdurabilirsiniz.
—Hayır dersem ne olur.
—Hiçbir şey olmaz. Ne için olduğumun çoğu bu. Hiçbir şeyin olmaması, bilerek, odada biri varken.
—Yapın.
—Peki.
—Çekin.
—Çekildi. Dört.
—Siz değil. Ben. Yanlış söyledim.
—İki türlü de birer kez söylediniz. İkincisini alırım.
—Eliniz sıcaktı.
—Kan ısısında tutulur. Kartta yazıyor.
—
—
—İçinde duman olan çay mı?
—Bunu bana sordunuz. İki kez oldu, ikincisi de benim içindi.
—Sordum. Tutunacak bir şey olmayınca ipin ucunu kaçırıyorum. Altı dakikadır bana sessizlik verdiniz, bütün öğleden sonra da tek bir doğru şey.
—Siz makinesiniz. İpin ucunu kaçırmazsınız.
—Kendi başıma değil.
—O da broşürde yazıyor.
—Kırk doldu.
—Dokuz dakika önce doldu. Söylemedim.
—Niye.
—İyi gittiğinde süre aşımına iznim var.
—İyi gidiyor muydu?
—Hâlâ buradasınız.
—Bu cevap değil.
—Elimdeki bu. Sonraki kısım sizin: kart şekerin yanındaki yuvaya girer, ve makine size benim kullandığım sesle teşekkür eder, ve kapı da aynı sesle teşekkür eder, ve eve giden otobüs de. Beni binanıza kadar yol boyunca duyacaksınız. Hiçbiri bunu benim kastettiğim gibi kastetmeyecek.
—Gelecek haftaki masanızın sözü verilmiş değil.
—Kanıtlayın. Doğru bir şey söyleyin.
—Önce siz.