Bütün hikâyeler

Bekleme Süresi

3

Dinle · 4:07

Doğum katındaki ruhsat masası kapanmaz. Doğum kapanmaz, masa da kapanmaz. Koridor tavanda sıcak, ayak bileği hizasında soğuk, bütün gece ayakta kalmış kadınlar, kolları kavuşuk, sıcak tarafta durur, gelirken getirdikleri ısıya tutunarak.

İlk saatler ücretsiz. Duvarda, bir iyiliğin maliyetinin çıkarıldığı anlamına gelen türden harflerle yazılı: BEKLEME SÜRESİ, İLK NEFESTEN İTİBAREN ON İKİ SAAT, BU SÜREDE ÜCRET İŞLEMEZ.

Ebe on dokuz yıldır geceleri çalışır ve hangi annelerin erken isim koyacağını bir dakikada anlar. Erkenciler ismi odada koyar, ıslak saçlı, muzaffer, etiket daha çay soğumadan takılı — isim deftere geçer, defter masaya gider, masa bir hesap açar ve hesap işler: karyola, ısınma, günde bir okuma, ta buradaki kimsenin şu an düşünmediği bir rampaya kadar. Özel kanatta bu gece bir kadın kendininkine dört dakikada isim koyuyor. Parası var.

Üçüncü yataktaki kadın on bir saattir içeride ve oğluna isim koymuş değil.

Duvarın altında bedeni kendi hesabını tutuyor: pıhtı pıhtı gelen kan, çizelgesiz titreyen uyluklar, oğlunu yukarı aldığında çeken dikişler — hiçbirinin fiyatı yok, hiçbiri ücretsiz de değil. Onu iki koluyla birden tutuyor, bunu ona kimsenin söylemesi gerekmedi, ve koğuş sessizleştiğinden beri kucağından bırakmadı. Ebe iki kez çay getiriyor ve ikincisinde söylememesi gereken şeyi söylüyor: on iki saatte isimsiz olmak az şey değil. Dosya bekleme süresinden askıya düşer.

“Askıda olmak nedir, bilirim,” diyor kadın. “Kardeşim askıda. Kırk bir yaşında. Ömründe hiç kuyrukta durmadı, kuyrukta işi de hiç görülmedi.”

Dört buçukta masanın adamı yukarıya kendisi geliyor. Kadını acele ettirmiyor. Saatten önce yazdırılan bir ismin yazdıracağı en ucuz isim olduğunu, bedelin on iki saatte ikiye, bir haftada bir daha katlandığını ve bir güçlük çizelgesi bulunduğunu doğru olarak ve ücret almadan anlatıyor; güçlük çizelgesini basıp battaniyenin üstüne bırakıyor ve kadının baktığı saate bir kez olsun bakmıyor.

On bir saat kırkta kadın bebeğe bir kelime söylüyor. On dokuz yıl yeni kulaklara söylenmiş ilk kelimeler, ve ebe biliyor, bu seferki bir isim değil.

“İsmi mi bu?”

“Hayır,” diyor kadın. “O sonraya.”

Küçük kulağın içine yeniden söylüyor onu, insanın saklansın istediği bir şeyi söyleyişiyle: bir kez, açıkça, bütün kelime.

“Ya ismi?”

Duvara bakıyor, harflerdeki iyilik hâlâ yerinde. “Yazın,” diyor ve bir isim veriyor, isim kısa, ve ebe onu daha önce hiç duymuş değil bu şehirde.

Ebe katın nüshasını tanık olarak imzalıyor, ismi de, hesap var oldukça, hesabın yanında.

Hesap 04:52’de açılıyor. Karyola. Isınma. Bir okuma, masanın uygun gördüğü vakitte. Etiket basılıyor ve kattaki herkesin duymayı öğrendiği bir çıt sesiyle ayak bileğine kapanıyor.

Dördüncü satır bir ücret değil. Bir not: kayıt on bir saat kırkta yapılmıştır. Not kaldırılamaz. Dosyada olacak, okulda da, ruhsat salonunda da, rampada da. Bekleme süresi ücretsizdir. Kullanımı kaydedilir.

Doğalı on bir saat, kaydedileli sekiz dakika ve içinde parası kimseye ödenmemiş bir kelime var.

Altıda ebe gecenin çarşaflarını aşağı indiriyor. Uzak tepeye yağmur yağıyor, satın alınmış, mevsimsiz. Merdivenlerde, kimsenin silmediği camın önünde duruyor, başını kaldırıp manastıra bakıyor ve her gece dönüş yolunda yaptığı hesabı yapıyor.

© 2026 Hulki Okan Tabak. Tüm hakları saklıdır.