Bütün hikâyeler

Eşya

18

Dinle · 8:29

Eşya bürosu gümrük binasının su ucunda oturur, üç oda ve bir duvar dolusu sığ tepsi, orayı tutan adam da otuz yıldır tutuyor. İmzası günde bir düzine dosyayı kapatır ve bir kez olsun kendininki gibi gelmedi; satırın üstünde, yapılmış bir yatağın kenarındaki misafir gibi oturur. Su verdiğini verir — boğulanı, düşeni, bulunanı — ve ceplerindekiler buraya gelir, kurutulmak, serilmek ve okunmak üzere. Okumada iyi. Bir hayat, bir gecenin teknede tuz bırakması gibi ceplerinde bir tortu bırakır, o da tortuları öğrendi: bir bilette hangi katın onu dört kez kontrol etmiş bir adam demek olduğunu, bir madenî parada hangi aşınmanın onu harcayamamış bir dul demek olduğunu. Büro eşyayı tespit eder, ve eşya üzerinden ölüleri, ve ölüler üzerinden terekeleri, ve terekeler yenilemeleri uyandırır, ve yenilemeler geri kalan her şeyi. Tespitin öte yanında alacakaranlık teknesi durur. Kayıtlı ölüler hafta içinde ona biner, ücretleri eski hesaplarda durur. Kimliksizler kuzey duvarına gider, suya bakmayan duvara.

Artık bir genç memur var, ruhsat salonundan aşağı gönderilmiş, ağır ikindilerde yönetmeliği başka gençlerin spor sayfalarını okuduğu gibi okuyan biri. Tepsiyi ona bulan, o genç.

Tepsi, olmayana kadar sıradan. Bir saat, kurmalı cinsinden, bir şeyi çeyrek geçe durmuş, kapağında tek bir baş harf. Bir tırnak genişliğinde katlanmış bir tramvay bileti, katlanmış ve yeniden katlanmış, harcamamaya karar veren bir adamın katı. Bir cep sözlüğü, ömrünün iki katına şişmiş, suyun aldığı bir sayfada kulağı kıvrık. Bir kemik düğme. Bir kibrit çöpüne sarılmış bir tutam yeşil iplik. Tepsiyi on bin tepsiyi okuduğu gibi okuyor, tepsi de onu okuyor.

Saat babasının saati. Baş harf, tramvayda düşünmeden manşetiyle parlattığı baş harf. Biletteki kat, onun katı. Eşya kütüğünü açmak için, günde kırk kez yaptığı gibi, başparmağını okuyucuya koyuyor ve ekran onu tutuyor ve yalnızca başkalarının kâğıdında basılı gördüğü bir cümle veriyor: kimlik teyidi askıda.

Kütük tepsiyi eşleştirdi. O orada dururken kart basılıyor. Karttaki isim onun ismi, eksiksiz, uyandırdığı kayıt da onun kaydı — yenilemeler, kırk yıl önce bitmiş bir öğrenimin sıra bedeli, ödeme talimatları, belgeli bir adamın küçük, usulüne uygun hayatı. Aşağıdaki ceset, diyor kart, odur. Bürodan teyit isteniyor.

Aşağı iniyor ve camdan bakıyor ve yüz bir su yüzü, okunmanın ötesinde. Camda, ölü yüzün üstünde, kendi yüzü ışığın koyduğu yerde duruyor, bir nefes boyunca da iki ifadeden hangisini taşıdığını ayırt edemiyor. Ama o elleri tanıyor. Altı yaşına bastığı kış, kardeşi olan biri olmaktan çıktı. O kışki kayıt bürosunu hatırlıyor, babasının elinin kendi elini saran biçimini, göz hizasındaki tezgâhın soğuğunu ve eve eksilmiş dönmeyi. Evde kimse silindi demedi, ne o zaman ne sonra. O kelime başka aileler içindi. Hatırladığı şu: çoğu şeyden iki tane vardı — iki kâse, tek kancada iki palto — ve sonra her şeyden bir tane oldu ve ilk doğana söz verilmiş olan saat, soğumuş gibi ona gelene kadar yıllarca çekmecede kaldı.

Kardeş yaşamış demek. Kaydı olmayanların yaşadığı gibi yaşamış, okumanın altında — yenileme yok, kayıt yok, durabileceği bir kuyruk yok, uğruna biriktirebileceği bir tarife yok. Tespit edilecek hiçbir şey yok. Baştan sona eşyadan yapılmış bir adam. Ve sonunda suya gitti, satılmayan geçişe, ve su suyun yaptığını yaptı, ve tepsi buraya geldi, bu büroya, bu masaya, şehirde onu okuyabilecek tek adama.

Genç, omzunun dibinde, kuralı yüksek sesle okuyor, nerede olduğunu bilmenin gururuyla: kimlik tespiti eşyayla yapılır; memurun imzası onu tamamlar; tereke ismi izler. Ve altında, değişikliklerin hiç dokunmadığı eski dizgiyle: Bir isim bir kez geçebilir.

Büro da bir isimle iki kardeşi tutuyor, ve isim bir geçiş için geçerli, ve hep bir geçiş için geçerli oldu. Formda, tespiti yapan memurun kendi saklaması için bir kutu var, büro bunu bir menfaat beyanı olarak okur ve dosya açık kaldığı sürece yılda dört kelime üzerinden fiyatlandırır. İmzalarsa tespit ayakta kalır: ceset o isim, isim alacakaranlık teknesine ücreti eski hesaptan ödenmiş olarak biner, kardeşi de geçer — onun olarak geçer, onun yerine, aileye verilmiş tek sonsuzluğu harcayarak. Ve masadaki adam kardeşinin olduğu şey olur: bir tutarsızlık, sıcak bir hata, sonsuza dek askıda. Eşleşmeyi hükümsüz kılarsa tepsi hiç kimse, ceset hiç kimse, kuzey duvarı bir numara daha alır, isim de onun kalır — yenilemeler, masa, belgeli hayat ve, sonunda, tekne. Onun kalır, işaretli. Eşleşme görüldü; hükümsüz kılmak onu görülmemiş kılmaz; bir kez askıda demiş bir dosyada ince gri bir kenar boşluğu hep kalır, yenilemeler de kenar boşluklarını okur.

Bunu iki gün düşünüyor, ki büro buna izin verir; su sabırlı ve tepsiler bozulmaz. Saati her sabah kuruyor ve saat tuttuğu zamanı tutuyor. Sözlüğü bir kez deniyor, ikinci akşam. Su onu tek bir ıslak kelime taşına kaynatmış. Hiçbir yerden açılmıyor. Zorlamıyor.

Üçüncü sabah imzalıyor. Okuyucu, her zaman istediği gibi, imzayı örneğine karşı istiyor ve dosya örnek kartını getiriyor, kayıt kışında alınmış, bir çocuğun özenli elinden bir isim. Ona bakıyor. Özenli, o özen de elinde hiç serbest kalmamış bir şeyi tutan bir çocuğun özeni — her harf konmuş, yapılmamış. Elli yıldır o ismi, duvarın ardından öğrenilmiş bir şarkıyı söyler gibi imzalıyor. Örnek kartındaki el onun eli değil. Hiçbir zaman onun eli olmadı. Aşağıdaki ölünün parmakları, suyun bozduğu parmaklar, onu yapan parmaklar.

Kayıt yanılmamıştı. Beklemişti. Kayıt kışında aile iki oğlanla ve kayda geçecek bir silmeyle içeri girdi, ve isim nereye gittiyse oraya gitti, ve eve dönen çocuk eve dönen çocuktu. Büro ondan ölünün kimliğini teyit etmesini istiyor, o da kendi eliyle teyit ediyor, şehirde hiçbir dosyanın hiç tutmadığı elle. Eli titremiyor, titremeyişini de fark ediyor, bir titremenin olması gereken yerde bir sessizlik. Var olmayan bir adamın imzası, bulabildiği ismin altına dosyalayan bir okuyucu tarafından kabul edilmiş.

Alacakaranlık teknesi ismi suyun karşısına bütün olarak geçiriyor. Eşya geçen ölülerle birlikte gider, biri hariç, büro onu hataya karşı saklar. Sözlüğü saklıyor, şişip kapanmış, kulağı kıvrık sayfası suya gitmiş, onu da kaydediyor: SAKLANDI. AÇIKLAMALAR’ın altına hiçbir şey yazmıyor. Saati kendi eliyle takıyor. Boğulmuş kol kayışın eski deliklerini aşacak kadar şişmiş; büronun zımbasıyla yeni bir delik açıyor, ve bileği eline alıyor — soğuktan soğuk, bir bilekten ağır — ve tokayı sonunda kardeşinin üstüne kapatıyor. Saat tekneyle gidiyor, kurulmuş, tuttuğu zamanı tutarak, söz verildiği bileğin üstünde.

Büronun ışığı tepsilerin üstünde yanık kalıyor. Masada adam artık onda olmayan bir saati kuruyor, bileği ağırlığı hatırlıyor. Su getirdiğini getirir.

© 2026 Hulki Okan Tabak. Tüm hakları saklıdır.