İhracat postane sarayının üçüncü katında, kolilerle sessiz kulübelerin arasında yapılır, binanın en kısa kuyruğu da onda.
Sekiz buçuktan beri ayakta, baldırları da sızlamaktan o öteki şeye geçti, dinlenmek olmayan uyuşmaya. Dosya elinde, lastikli olan iyisi, cam çatılı pasajda sattıkları türden. Annesinin ruhsatı, dört yıl geriye giden yenileme makbuzları, iki damgalı ölüm belgesi, öteki yerdeki iş teklifi, kira sözleşmesi, bilet. İki gişeye gitti bile, iki kez de nazikçe yukarı yollandı.
“Onu yanınızda götürmek istiyorsunuz,” diyor memur. Belki otuz yaşında ve onlara eğitimle yerleştirdikleri ses onda, sonu yukarı çıkmayan ses.
“Onu yanımda götürmek istiyorum.”
“O halde kesin olmam gerekiyor, kesinlik de burada kırıcı geliyor. Ruhsat yolculuk etmez. Kayıt yolculuk eder. İkisi aynı değil, aradaki fark da saklamayı talep ettiğiniz şey.”
Bunu, bir adamın yılda on bir on iki kez söylediği bir şeyi söyleyişi gibi söylüyor. Üçüncü kattaki kuyruk binanın en kısası, sebebi de tezgâhın hızlı olması değil.
Ekranı çeviriyor. Bir çizelge, ve uzun değil, ve en altında, saklanan kısmın anlatıldığını beyan eden bir cümlenin altında, başvuru sahibinin imzası için bir satır var. İmzalamasını istemiyor. İki gişe ötede biri bir tane imzalıyor. Devama, yetki alanı içinde kayıtlı binalarda kullanılmak üzere ruhsat verilir. Kayıtlar — ses, alışkanlıklar, gece yarıları, isminizi söyleyişi — terekenin malıdır ve saklanan kısım üzerinden hesaplanan ihracat bedelinin ödenmesi hâlinde ihraç edilebilir. Rakamı gösteriyor. Uçuşun fiyatı, iki kere, bir de üstüne biraz.
“Peki ödersem?”
“O halde çalan bir dosyanız olur. Öteki tarafta ne ruhsat var ne barındırıcı, o yüzden düz çalar. Cevap yok. Mevcudiyet yok. Annenizin bir kaydı, devamı değil.” “Satın alanlar oluyor. Genelde bir kere çalıyorlar.”
“Peki ödemezsem?”
“Ruhsat çıkışta düşer. Tereke kayıtları kanuni süre boyunca saklar, standart sürüm de her durumda korunur ve başvurulabilir.”
“Standart sürüm nedir?”
“Ne olarak değerlendirildiyse o.” Bunu söylerken gözünü kaçırmıyor. “Gerisi saklanan kısım. Fiyatı olan kısım da o.”
Bu tezgâhta herkesin sorduğu soruyu soruyor, adam da doğru olarak ve ücret almadan cevaplıyor: hayır, gidip öteki taraftan ödemeyi sürdüremezsiniz; binaların kayıtlı olması gerekir, yurt dışındaki binalar kayda geçirilemez, ve burada bulunduğu on bir yılda bir istisna olmadı. Ona itirazı anlatıyor: var olduğunu, sekiz ay sürdüğünü, bir bedeli olduğunu, ve bugüne kadar bir kez bile sonuç verdiğini görmediğini. Bunu ona, o daha hiçbir şey harcamadan söylüyor.
Sahanlıktaki pencereye gidiyor. Elleri dosyanın biçimini korumuş, o biçim olmayı bırakmaları bir an alıyor. Aşağıda hesap evi sokağı; ötesinde su, ve tekneler, ve bütün ikindi acelesiz hâlleriyle sürüp giden geçişler. Annesi nisanda geçti. Ödendi ve damgalandı ve bitti.
Eve dönerken pasajda, vitrinde bir teneke kutu var, üstünde bu şehir olmayan bir şehrin resmi. Bir yamaçta krem rengi binalar, mavi bir liman. Yıllardır önünden geçiyor. Neredeyse hiçbir şeye mal olmuyor ve satın alıyor, adam da kâğıda sarıyor.
Eve gidiyor ve kutuyu ruhsatın eskiden durduğu rafa koyuyor, üçüncü kata bir daha çıkmıyor.
Son perşembe günü yenilemeyi son bir kez yapıyor, nakit, salonda, annelerle dulların arasında kuyrukta durarak, ülkede olmayacağı bir ay için ödüyor. Memur makbuzu isteyip istemediğini soruyor. Evet diyor.
Makbuzu dosyanın ön cebinde havalimanına götürüyor, bir pasaportun duracağı yerde.
Son çağrıda baldırları pes ediyor, dört yılın kuyrukları hep birden geliyor, ve korkuluğa tutunup ayakta kalıyor. Bantta dosyanın ön cebi bir yerinden koyu, bir başparmak büyüklüğünde.
Uçuş şafakta. Havadan şehir, şehrin hep olduğu şekil: iki tepe, bir kanal, su boyunca bir ışık kancası ve uzak tepede bomu boşta salınan bir vinç, rüzgâr nereye götürürse oraya işaret ediyor. Aşağıda bir yerde bir dolap salonu sıra başına kırk nota mırıldanıyor, dolaplardan biri ödediği ay dolana kadar çalışıyor, sonra da çalışmıyor.
Kemer işareti sönüyor. Pencere bulutla doluyor. El bagajındaki kutuda, bir çorabın içine sarılı, annesinin gözlük kabı var, bir kayıt değil ve ücretsiz yolculuk ediyor.
Menteşe sert. Annesi için de sertti.