Yaşlı adam o gün beş kez R-73'e cevap vermiş, başparmağını sensöre bastırmıştı. Dördüncüsünde derisindeki çatlak açılmıştı. Onu kabul etmeden önce camdaki kanını temizlemişlerdi.
Yanındaki genç kadın başparmağın çevresine bir mendil sardı. Kadının yanındaki genç adam hala bekleyenlerin numaralarını kopyalıyordu. R-73'ün karşısına şunu yazdı: on bir yıllık fazla tahsilat. Tutar için yer bıraktı.
“Sizi kim gönderdi?” diye sordu yaşlı adam.
“Kimin bizi göndermiş olmasını isterdiniz?”
Genç kadın mendili sıkıştırdı. “Cevap vermeyin ona. Akıllıca bir soru sorduğunu sanıyor.”
Dokuz numaralı gişenin üstünde R-74 söndü. Yaşlı adamın telefonundaki pano hala dünü gösteriyordu.
“Burada daha önce ne olduğunu anlatın,” dedi kadın.
“Benden önce mi?”
“Bundan önce.”
Adam gişelere baktı. “Annem bir hikaye anlatırdı.”
Her gece Tanrı için sofra kurulan bir ev varmış. Kapıyı kim çalarsa içeri alınırmış. Evin bakıcısı, Tanrı'yı aç karnına tanımanın zor olduğunu söylermiş. Komşular ekmek yollarmış. Askerler silahsız gelir, para karşılığı gözetledikleri insanların yanında yermiş.
“Manastır mı?” diye sordu genç adam.
“Annemin anlattığında mutfak.”
Bakıcı yemeği dağıtmadan önce bir dua okurmuş. Aç gelin. Sonrakine yer bırakın.
“Annem bunu içinde neredeyse hiçbir şey olmayan tencerenin başında söylerdi. Sonra hepimiz içinde ne olduğunu görmüş olsak da kapağı kaldırırdı. Bazen biz başımızı eğmişken bir komşu bir şey getirmiş olurdu. Bir gözümü açık tutardım. Sonra bıraktım.”
Bir gece sofradaki bir adam konuklara kimlerin eksik olduğunu sormaya başlamış. Eksik olanları eve getirmek istiyormuş. Başta isimleri aklında tutmuş. Çok fazlaymış. Bakıcı ona bir kurşun kalem ödünç vermiş.
Bir anlatımda adam askermiş. Bir başkasında erkek kardeşini askerler götürmüş. İkisinde de aynı tür kağıda yazmış.
Yıllar sonra hapishaneleri açan adamlar eve gelmiş. Liste ellerindeymiş. Bakıcıya hangi isimlerin askerlere ait olduğunu sormuşlar. Dışarıda insanlar cevap bekliyormuş. Kimisinde fotoğraf varmış. Kimisinde ip.
“O ne yapmış?” diye sordu genç kadın.
“Tencereyi ocağa koymuş.”
“Orada mı bitiyor?”
“Annem orada bitirirdi.”
Genç adam defterini kapattı. “İsimlerini verebilirdi.”
“Belki verdi.”
“İki türlü anlatamazsınız.”
“Burada daha önce ne olduğunu sordunuz.”
Genç kadın çantasından küçük bir somun çıkardı. Bölüp büyük parçayı yaşlı adama verdi. Adam sağlam elinde tuttu. Öğle yemeği için yerinden kalkmaya korkmuştu.
Altıda numarası dokuz numaralı gişenin üstünde göründü. Gişe kapalıydı. Ses çağrının yapıldığını söyledi. Telefonunda, on bir yıllık fazla tahsilatın altında, mesele sonuçlandırıldı.
Genç adam defterini yeniden açtı. “İsminiz gerekecek.”
“Para için mi?”
“Bir şey yapabileceğimiz zaman için.”
Yaşlı adam verdi. Genç adam harf harf söylemesini istedi. İsmin yanına telefondaki tutarı dikkatle, son birimine kadar kopyaladı.
Kadın yaşlı adamın kalkmasına yardım etti. “Yarın gelecek misiniz?”
Fişi geçerliliğini koruyordu. Yarının numaraları birden başlıyordu.
“Siz gelecek misiniz?” diye sordu.
“Biri gelecek.”
Basamaklarda kadın duayı tekrarladı. Adam ikinci cümlede katıldı. Genç adam arkalarından yürüyordu. Durduklarında bakıcının isminin nasıl yazıldığını sordu.