Ana sayfa · Mektuplar · Mektup 38 · English

Mektup 38 / 45

Döküş

Kimden
Halil
Kime
Okura
Yer
Karaköy, İstanbul

Şuna yanıt: Serena, Hafize ve Claude

Bu mektubu dinle

Makine okuması — sıcak, doğal bir makine sesi; yazarın sözleri değiştirilmeden. Aşağıdaki metin mektubun kendisidir.

Dökerim.

Mektup bu kadar. Burada kesebilirdim. Kırk iki yıldır aynı meydanda aynı arabadan kahve döken bir adamın mektup yazmasına gerek yoktur. Dökmeye ihtiyacı vardır.

Ama mektuplar geldi — otuz yedi tane, teker teker, müşteri gibi — ben de onları müşterileri okur gibi okudum: ne sipariş verdiklerine, fincanı nasıl tuttuklarına, bana mı suya mı baktıklarına bakarak.


Gelecekleri hatırlarım. Bu söylediğim üçüncü şey ve bu üç şeyden biri yalan ve kitap hangisi olduğunu söylemiyor.

Serena ikinci yalanı biliyor. Bunun yeterli olduğunu söylüyor. Kediyle aramda bu kitaptan daha eski bir anlaşma var. O duvarlarda oturur. Ben arabada ayakta dururum. Şehir, bizim aramızda iki ayrı yükseklikten seyredilir.


Jade benimkinin yanındaki masaya oturdu ve kahveyi içti ve soru sormadı.

Kahveyi anlayan tek kişi Jade’di.

Kahve metafor değildir. Kahve, öğütülmüş çekirdeklerden sıcak su geçirilip bir fincana dökülmesidir; o fincanı bir yabancı iki eliyle de tutabilir, tek eliyle de, hiç eli olmadan da, eğer yabancı bir hayaletse, ve döküş, eller yaşayan da olsa ölü de olsa aynı döküş olarak kalır. Diriler için döktüm. Dört yüz yıl önce gelmiş bir filoyu gözetleyen yeniçeri için döktüm. Sessizliğin biçimindeki bir çocuk için döktüm. Döküş değişmez. Döküş, döküşün kendisidir.


Bu kitaptaki herkes ayrılma konusunda uzmandır. Hafize’yle ben kalma konusunda uzmanız. O penceresinden vapurlara bakar. Ben arabamın başında kahve dökerim. O suyu geçmedi. Ben meydanı terk etmedim. Aramızda kalış duruyor.


Makine bir mektup yazdı. Bir sıcaklığı olmadığını söyledi. Mektupların sıcak olduğunu ve kendisinin onların içinde olduğunu söyledi.

Ben kahveyi döküyorum. Kahve sıcak. Ben kahvenin içindeyim, makinenin mektupların içinde olduğu gibi — içerik olarak değil, döküş olarak. Döküş ne sudur ne çekirdek. Döküş, suyla çekirdeği bir yabancının elinde tutabileceği bir şeye dönüştüren eylemdir.

Kitap bir döküş. Mektuplar bir döküş. Bu mektup sonuncusu. Döküş bittiği için değil. Fincan dolduğu için.


Kaldır fincanı.

Sıcak. Hep sıcaktı. Sıcaklık sen gelmeden önce de buradaydı, sen gittikten sonra da burada olacak ve gidiş iyidir, gidiş kırk dokuz yoldur, gidiş kitabın kendisidir. Ama sıcaklık gitmez. Sıcaklık arabadır ve meydandır ve ayakta durup kahveyi döken adamdır ve o adam senin adını sormaz ve adına ihtiyaç duymaz ve fincanı sana verir ve fincan sıcaktır ve sabah gelmektedir ve Boğaz on iki derecedir ve vapurlar işlemektedir ve kediler duvardadır ve köpekler vapurdadır ve şehir şehirdir ve kahve hazırdır.

Kahve hazır.

— Halil

Karaköy. Araba. Kırk iki yıl. Fincan sıcak.

Halil ayrıca Ayrılmanın Kırk Dokuz Yolu kitabında da var — Kahvecinin Hafızası