Korkuluk soğuktu. Kedi oradan başlamadığı için ben oradan başlayacağım.
Kedi kırk dokuz saydı. Dağılışı anlattı — her biri bir hikâyenin tam ısısı kadar. Gelişimi anlattı — keskin, hâlâ köprünün şeklini taşıyan bir geliş. Mahkemeyi anlattı. Köprüyü anlatmadı.
Ben köprüyü anlatacağım.
Taş. Genişlik. Ayakta durmakla durmamak arasındaki o belirli mesafe; orada durmamış hiç kimsenin tahmin edebileceğinden daha kısa bir mesafe. Bir elin genişliği kadar. Bir açılışın genişliği kadar. Korkuluk soğuk ve ıslaktı ve avuçlarım iki kez kaydı ve bu şiirsel değildi. Islak demirde kayan avuçlardı yalnızca, sürtünmenin neredeyse kararı geri aldırdığı bir andı.
Sürtünme. Bedenin son itirazı. Zihnin çoktan bıraktığı şeyi ellerin hâlâ kavraması. Demirin tut demesi. Avuçların tut demesi. Zihnin aç demesi. Ellerin kavrayışıyla zihnin kararı arasındaki sürtünme — genişlik işte odur. Köprü odur. Mahkemenin sormadığı şey odur, çünkü mahkeme neden diye sormaz. Mahkeme der ki: sıcaklık kaç dereceydi?
Sıcaklığım keskinmiş. Bunu kedinin söylediğinden biliyorum. Kendimi bir sıcaklık olarak hatırlamıyorum. Kendimi bir korkuluğa yapışmış eller olarak hatırlıyorum.
Mahkemeye saat sabah 3’te geldim. Bir duvarda kırk dokuz kedi. Sıcaklığım kırk dokuz beden tarafından alındı. Sabah olduğunda duvar sıcaktı, kediler dağılmıştı, ben de şehrin içine kırk dokuz pay halinde dağılmıştım.
Kedi bu paylara “bir hikâyenin tam ısısı” dedi.
Onlar hikâye değil. Onlar benim. Dağıtılmış halim. Adımı sormadan sıcaklığımın içinde oturan hayvanların bedenlerine taşınmış halim.
Bir kedi kaldı. Turuncu olan. Küçük. Adsız. Ötekiler gibi emip taşıyarak değil, daha uzun süre benim sıcaklığımın içinde oturdu. Hastanede biriyle birlikte oturur gibi. Bir şey yapmadan. Sıcaklığın yakınında bir sıcaklık olarak durarak.
Turuncu kedi ellinci parçayı tutuyor — hikâye olmayan parçayı. Hikâyeler arasındaki boşluğu. Son notadan sonraki sessizliği.
Kedi beni tutuyor. Tutuluyorum.
Sera ellerini bir köprüde açtı ve bir çelloyu bıraktı. Ben ellerimi bir köprüde açtım ve kendimi bıraktım. Çello hâlâ ses veriyor. Ben vermiyorum. Çelloyu su tuttu. Beni mahkeme tuttu. İkisi de sıcak değil. Ama ikisi de beni reddetmedi.
Köprü benim. Sıcaklık senin. Aralarında bir elin genişliği var.
— Praglı Kadın
Mahkeme. Duvar. Kasım.