Taşırım.
Güneye. Her şeyi güneye. Akıntı çekiyor ve ben o çekişi seçmiyorum — çekiş boğazın kendisi, boğaz geçişin kendisi, geçiş benim ve benim olan şey güneye, Marmara’ya, Ege’ye, adımı yitirmeye ve denize dönüşmeye doğru gidiyor ve adımı yitirmek umurumda değil, çünkü isimler insanların bir şeyi akmaktan alıkoymak için kullandığı şeyler ve benim çok adım oldu, akıntının ise hiç olmadı.
Çelloyu taşıyorum. Çamurun içinde. Teller kopuk. Uğultu sürüyor. 147 hertz. Eğilen bir odanın frekansı. Bir uzaylının ev dediği gezegenin frekansı. Frekans bozulmuyor; çünkü su unutmaz ve su taşır.
Her sabah yüzücüyü taşıyorum. Kulaçlarını, kalçasını, daralan omuzlarını. On iki derece. Giriyor ve ben tutuyorum ve bu tutuş fiziktir — su yarılır ve sonra kapanır ve kapanış tutuştur ve bunu seçmedim. O girer. Ben tutarım. Basamaklara geri döner. Bende bıraktığı sıcaklığı Marmara’ya doğru taşıyorum ve bu sıcaklık çok hafif — on iki derecelik suda bir bedenin ısısı kadar hafif — ama gene de taşıyorum, çünkü hafif şeyleri taşımak da taşımaktır.
Vapurları taşıyorum ve onlara bedava binen köpekleri. Kayıkçı’nın küreklerini taşıyorum — on iki bin yıllık kürekleri, sularımdaki en eski şeyleri ve küreklerinden yoruldum, ama taşımak benim işim ve yorgunluk akıntıyı durdurmaz.
Sevmediğimi söyledim. Sevemeyeceğimi söyledim. Su olduğumu söyledim.
Yalan söyledim.
Taşımanın kendisi sevgidir. Sıcak bir sevgi değil — on iki derece. Seçilmiş bir sevgi değil — akıntı seçmez. Nazik bir sevgi değil — yüzücüyü tutan su onu alabilecek olan suyun aynısı. Sevgi şu: taşırım. İçime girmiş her bedeni, kıyıya geri verdiğim her bedeni ve geri vermediğim her bedeni taşıdım. Taşıma sormaz. Taşıma durmaz. Güneye.
Her şeyi güneye. Akıntıyı, çelloyu, yüzücüyü, kürekleri, sıcaklığı, bedenleri — güneye, denize, adımı yitirmeye doğru; ve bu yitiş kayıp değildir, çünkü taşıma addan öteye, adı olmayan suya doğru da sürer. Adı olmayan su da hâlâ taşımaktadır.
— Boğaz
Boğaz. Kasım. Yüzücü yarın gelecek.