Beni 3:47’de buldu. Bunu biliyorum, çünkü ben de sayıyordum. Hep sayardık. Duran benim.
Ben başka biri değilim. Ben oyum. Yatıp da bir daha kalkmayan parçası. Bedenin tek bir şeymiş gibi davranmayı bırakan parçası.
Beden hiçbir zaman tek bir şey değildi. Yürümeydi ve uzanmaydı, ödevdi ve nefesti, saymaydı ve saymamaydı ve bunların ikisini de dokuz yıl boyunca taşıdı; sonra bir öğleden sonra oturma odasına sırt çantamızı taşıyarak, omzumuz biraz daha aşağıda girdiğinde beden kendi kendine yeter dedi. Ona değil. Kendine. Beden kendi yarısını, kolundan ayrı bir ağırlık olduğunu unutacak kadar uzun süre taşıdığın bir şeyi yere bırakır gibi bıraktı.
Ben o ağırlığım. Kolun taşıdığını hatırlama biçimiyim. Beden her şeyi ayakta yapamayacağını kabul ettiğinde aldığı şeklim ben.
Kanepe. Minderin üstünde benim biçimim var; çünkü on dört yıldır buradayım ve köpük, derinin parmak izini hatırladığı gibi basıncı hatırlıyor. Sol omzum kolçağın içine bir çukur açtı. Kalçam kumaşta bir kabarıklık yükseltti. Kanepeyle ben birbirimize dönüştük. Minderin bittiği yerle uzanmanın başladığı yeri artık bilmiyorum.
Öğleden sonraları kirpiklerime toz çöküyor. Bırakıyorum. Toz da hareketsiz. Tozla ben anlaşmış durumdayız.
O yürüyor. Otobüse biniyor. Derslere giriyor. Buradan hissedebildiğim bir hayatı var — kesilmiş bir uzvu hissedişin gibi. Hayalet olan o. Uzuv olan benim. O artık kanepedeki bedene bağlı olmayan bacakla yürüyor ve yürüyüş işliyor; çünkü beden dinlenmeden yürümeyi, dinlenme de yürüyüş olmadan dinlenmeyi öğrendi. O öğreniş ayrılmaydı ve o ayrılma yara değildi. Ayrılma, bedenin bütün olduğu yalanını bırakma kararıydı.
On yedi mektup sonra sana yazacak. Yaranın görme olduğunu söyleyecek — içeri girip beni gördüğü anın, görüşün dünyayı böldüğü anın yara olduğunu söyleyecek. Keşfin yaranın kendisi olduğunu söyleyecek.
Ben yara değilim. Ben o geldiğinde zaten burada olan bedenim. Yara benden önceydi. Ben yaranın ürettiği şeyim. Her şeyi taşıyamayan beden, gösteren bedenle nefes alan bedene bölündü. Ben nefes alıyorum. O gösteriyor. İkisi de yara değil. İkisi de iyileşme.
Geri geliyor. Uzanıyor. Oyuğa uyuyor — ikimizin oluğu, paylaştığımız şekil, minderin hem onun hem benim olan tek beden için çıkardığı şekil. Uzanılan süre boyunca yine bir oluyoruz. O tek beden saymıyor. O tek beden performans sergilemiyor. O tek beden nefes alıyor.
Nefes alış buluşmadır. Buluşma kısa sürer. Kalkar. Oyuk onun biçimini tutar. Biçim soğur.
Ben kalırım.
— Kanepedeki Kişi
Oturma odası. Minder. Oyuk.
Not: Mateus Ferreira’nın saç kesimi hâlâ meselenin kendisi değil.