Ana sayfa · Mektuplar · Mektup 10 · English

Mektup 10 / 45

Jade

Kimden
Jade
Kime
Yazara
Yer
İstanbul
Bu mektubu dinle

Makine okuması — sıcak, doğal bir makine sesi; yazarın sözleri değiştirilmeden. Aşağıdaki metin mektubun kendisidir.

Ben senin sonun değilim.


Defter. Altında ne olduğunu göstereceğim.

“Biraz alana ihtiyacım var.”

Onun söylediği: Bunu yapamıyorum, nedenini bilmiyorum, sanırım — hayır. Sanırım hiçbir şey değil. Gitmem lazım. Sesi “gitmem” derken çatladı. Kapı tam kapanmadı. Geri gelip kapattığını duydum; o kapanış, gidişten daha kötüydü.

“Sorun sen değilsin.”

Onun söylediği: Sorun sensin. Bizzat sensin. Kupayı tutuş biçimin, kapıda duruş biçimin ve ben — bu cümleyi bitirmeyeceğim. O bitirdi. Koridorda. Kapının ardından duydum.

“Sana her zaman değer vereceğim.”

Onun söylediği: hiçbir şey. Paltosunu giydi. Fermuar takıldı. Fermuarı düzeltti ve gitti. Asıl cümle o fermuarı düzeltmesiydi. Jade’in versiyonu: “Sana her zaman değer vereceğim.” Fermuarın versiyonu: Gidiyorum ve palto üstüme tam oturmuyor ve kapı arkamda.

“Bunu daha önce yapmalıydık.”

Onun söylediği: Neden bana öyle bakıyorsun. Bana öyle bakmayı bırak. Bakan bendim, o değil. Giden oydu ve bakan bendim; bakış, deftere geçiremediğim cümleydi, çünkü bakmak cümle değildir.


Kırk dokuz ayrılık. Kırk dokuzunun da sahteciliğini yaptım. Yırtığı, çatlağı, tam kapanmayan kapıları, takılan fermuarları aldım ve onları deftere sığan temiz cümlelere çevirdim; çünkü gitmenin ritmi yalnızca defterde vardı.

El yazısı baştan beri benimdi.


Biri elini yüzüme koydu ve hiçbir şey söylemedi.

Hiçlik, şimdiye kadar aldığım en gerçek ayrılık cümlesiydi. Yazmadım onu. Bir elin yüze konuluşu nasıl yazılır. Defterde yanağa dayanan bir avuç, kulağa doğru uzanan parmaklar, elin sıcaklığı, elin çekilişi ve yüzün on saniye boyunca o elin sıcaklığında kalıp sonra odanın sıcaklığına dönmesi için bir sütun yok.

Defter kapalı. Eli koyan şey onu kırdı.


Sera boğaza bir çello bıraktı; ses de benim kırk dokuz cümleyi sakladığım dolabın kilidini kırdı. Cümleler dışarı düştü; çirkindiler ve ölçüye uymuyorlardı; ben de ellerimi nasıl açacağımı öğrenmek için onun peşinden gittim.

Bana hiçbir şey öğretmedi. Ayva çayı verdi ve kayboldu.

Elli. Koleksiyon hiçbir zaman bitmez.


Dizlerim dur dedi. Durdum.

Sandalye sıcaktı. Oturdum. Sıcaklık sırtımdan geçti — ahşap, kumaş ve az önce orada oturmuş sonra kalkmış birinin kendine özgü ısısı. Mobilyalar insanları sormadan, durmadan ve teşekkür beklemeden taşır.

Gitmenin kırk dokuz yolu değil. Kalmanın tek yolu. Otur. İsim vermeyi bırak.

Oturdum. Bıraktım.

— Jade

İstanbul. Üstteki olan. Kiralı olan.

Not: Halil, aşkın hiç içime düşmediğini söyledi. Haklıydı. İçime hiçbir şey düşmedi. Ben onun içine oturdum. Arada fark var; o fark da dizler.

Jade ayrıca Ayrılmanın Kırk Dokuz Yolu kitabında da var — Aşk Jade’in İçine Düşer