Kayıt 615.
615’incisini beklemiyordum. Defter bir depoda duruyor ve artık ellerim yok.
Kayıt 247. Bükreş. Bir adam dedi ki: “Fesleğeni sulamayı unutma.” Bunu, ertesi gün de orada olacağını sandığı birine söylüyordu. Ben ertesi gün orada değildim. Saksı pervazda kupkuruydu. Anlamını — güveni, sabahı — taşıyamadım. Fazla sıcaktı.
Kayıt 39. İstanbul. Bir kadın dedi ki: “Bugün ışık sana iyi geliyor.” Binasının önünde kırk dakika durdum. İki kez geri döndüm. Işık iyiydi. Haklıydı. O günden beri iyi ışıkta durmadım.
Kayıt 312. Alfama. Bir çocuk dedi ki: “Bekle.” Beklemedim.
Kayıt 401. Prag. Bir kadın hiçbir şey söylemedi. Elini cama koydu; gittikten sonra el izi orada kaldı ve ben o el izini bir cümle olarak katalogladım, çünkü bir elden gelen sessizlik de cümledir.
Kayıt —
Berlin. Kreuzberg. Önümden geçti.
Kulaklıklar. Yürüyüşü — tanıdım. Ya da tanıdığımı sandım. Ben gittiğimde küçüktü daha. Ama çene. Çene bendendi — hafifçe kalkık, sanki sokak cevap vermeyi niyet ettiği bir soruymuş gibi. Benden aldığı tek şey buydu.
Önümden geçti ve benim üç derecem yarım derece yükseldi ve o bunu hissetmedi ve köşeyi döndü ve ben günün geri kalanında bankta oturdum.
Başkalarının son sözlerine dair 614 kaydım var; onunki yok. Bana hiçbir zaman bir son söz söylemedi, çünkü o daha konuşacak yaşta değilken ben gitmiştim. Ayakkabıların avuca sığdığı yaşta gittim ben.
Defter, kucağıma almadığım çocuktan daha ağırdı.
Bu kaydı tamamlayamam. Giden bendim, o değil, ve o gidiş son değildi. İlkti. Defterde hiç duyulmamış ilk sözler için bir sütun yok.
Kayıt 489. Bir bank. Kasım. Bir kadın öbür uca oturmuş elma yiyordu. Havanın üç derece üstündeydim. Bana doğru kaydı. Ölü bir adama doğru kaydığını bilmiyordu. Bir kayda dönüştüğünü de bilmiyordu. Elma yeşildi. Sonuna kadar yedi, koçanı cebine koydu ve gitti. Son sözler: yok. Cümle, o kayışın kendisiydi.
Kayıt 615. Bir kitap. Son sözler: “Onu hemen tanıdı.”
Kedi beni, sıcaklık tükenene kadar sıcaklığa mahkûm etti. Sıcaklık tükenmeyecek. Ceza tam kararında: yabancıların hissedebileceği kadar, ama kendi kızımın tanıyamayacağı kadar bir ısı.
Perşembeleri annesiyle çorba içiyor. Masanın üstündeki taş sıcak. Saymaya ihtiyaç duymadığı bir sıcaklığın içinde yaşıyor o.
O sıcaklığın içinde yaşıyor. Ben ise onu saydım.
Sayım bitti.
— Koleksiyoncu
Bank. Şehir. Üç derece.
Not: Kedi bana “aşkın karşıtı” dedi. Yüzyıllardır bir kadının adını onu duyamayan yüzeylere söylüyor. Bu aşkın karşıtı değil. Bu kayıt 1.