Ana sayfa · Mektuplar · Mektup 2 · English

Mektup 2 / 45

Zemin

Kimden
Noor
Kime
Yazara
Yer
Lizbon
Tarih
Şubat
Bu mektubu dinle

Makine okuması — sıcak, doğal bir makine sesi; yazarın sözleri değiştirilmeden. Aşağıdaki metin mektubun kendisidir.

Sabahın üçü. Kalorifer durmuş. Dizlerim tahta zeminde.


İlk kutu. Bant, bileklerime yapışarak şerit şerit sökülüyor. Koku — sonbaharda İstanbul — göğüs kemiğime vuruyor; dizlerim uyuşana kadar topuklarımın üstüne çömeliyorum.

Kitaplar. Onları, okuduğum sırayla — yani hissettiğim sırayla — rafa diziyorum. Raf onları kabul ediyor. Raf soru sormuyor.


İkinci kutu. Fotoğraflar. Mektuplar. Neden sakladığımı hatırlamadığım bir Kadıköy otobüs bileti. Bant bileklerimde hep aynı yere yapışıyor — deri şimdi tahriş olmuş durumda, yapışkanla kıllardan oluşan bir şerit gibi — ve ben durmuyorum, çünkü durmak ayağa kalkmak demek, ayağa kalkmak da zemini bırakmak demek, bu olan biten ise tam burada, zeminde oluyor.


Üçüncü kutu. Mutfak eşyaları. Asla tamir etmediğim çatlaklı bir kahve fincanı. Kaşıklar. Paslı rende. Hepsini lavabonun üstündeki dolaba yerleştiriyorum; zihnimden önce ellerim hangi raf olduğunu biliyor. Eller bu dairenin, zihnin henüz onaylamadığı bir haritasına sahip.


Dördüncü kutu.

Onun paltosu. Astardaki, dikmeyi hep ertelediğim yırtık. Paltoyu tuttum; yırtık bir ağız gibi açıldı ve soğuk o yırtıktan geçip parmaklarıma doldu.

Onun ayakkabıları. Avucuma sığıyorlardı. Tabanları neredeyse hiç aşınmamıştı. Onları aşındıracak kadar yürümemişti o ayakkabılarla.

Verdim onları. Binadaki bir kadına. Kızı tam o yaştaydı. Paltoyu katladım. Ayakkabıları paltonun içine koydum. Karanlıkta aşağı indirdim. Geri döndüm. Kutuyu yeniden kapattım.

Boş kutu daha ağırdı, çünkü içinde karar vardı.


Yatak odasına gittim. Yatağın onun tarafı hâlâ sıcaktı. Yedi ay boyunca benim dairem, benim sabunum, benim çarşaflarım — ve yastık hâlâ vernik kokuyordu. Geldiği beden, benim ona giydirdiğim her şeyden daha kalıcı çıkmıştı. Yüzümü bıraktığı çöküntüye bastırdım ve sıcaklığı, su tutar gibi tuttum — onu çekilirken hissederek, gidişinin kendine özgü ısısını hissederek.


Taş pencere önünde. Onu karanlıkta tuttum. Grisini göremiyordum — kışın sabah altıda boğazın o grisini — ama ağırlık söylüyordu. Avuç biliyordu. Onun marina taşı olduğunu söyledi. Ağırlık Boğaz dedi. Ağırlık ev dedi.

Bana evi verdi ve ona elde tutulabilir bir şeyin adını verdi.


Kızımın adı kitapta yok. Teşekkür ederim.

Şimdi daha uzun. Bunu takvimden değil, bedenden biliyorum. Bazen adını, sabahın üçünde, sıcaklığın beklediği ikinci odaya doğru söylüyorum. O ad sessizlik olarak alınıyor.

Ayakkabılar kapının önünde. Taş pencere önünde. Kutular boş.

His zeminin kendisi.

— Noor

Lizbon. Şubat. Isıtma, benim kaybettiğim bir pazarlık.

Noor ayrıca Ayrılmanın Kırk Dokuz Yolu kitabında da var — Noor’un Kutularının Açıldığı Gece