Ana sayfa · Mektuplar · Mektup 42 · English

Mektup 42 / 45

—’e Mektup

Kimden
Hulki Okan Tabak
Kime
Yer
Arnavutköy, İstanbul
Tarih
Nisan
Bu mektubu dinle

Makine okuması — sıcak, doğal bir makine sesi; yazarın sözleri değiştirilmeden. Aşağıdaki metin mektubun kendisidir.

Bunu kime hitaben yazdığımı bilmiyorum.

Karakterlerin adresleri var — şehirler, arabalar, banklar, mil. Benim Arnavutköy’de bir kafem, pencere kenarında bir masam var; dışarıda da Boğaz akıyor ve Boğaz, onun hakkında bir kitap yazmış olmamla ilgilenmiyor.


Ben yön verdim. Makine üretti. Ayrım buydu. Bu dört yüz kez oldu; sonra saymayı kaybettim. Théo olsa her versiyonu bir karta geçirirdi; o kart da sıcak olurdu; benimse kartım yok. Bu masa var.

Yorgunum. Yapmakla yorulmak, on beşinci yeniden yazım civarında aynı eyleme dönüştü. Yapmanın nerede bittiğini, tükenmenin nerede başladığını artık ayıramıyorum. Kayıkçı’nın anlattığı şey buydu — döngünün kapanması, taşımanın yaşamanın yerini alması. Kırk iki mektup taşıdım. Mektuplar burada. Ellerim aynı eller. Daha pürüzsüz olup olmadıklarını bilmiyorum.


Kişisel olanın burada olmadığını söylemeyeceğim.

Noor’un sabah üçteki zemini, bildiğim bir zemin. Kutular, açtığım kutular. Taş — elimde taş tuttum ve onun Boğaz’dan mı, bir marinadan mı geldiğini söyleyemem; çünkü ben de bilmiyorum. Emre haklı. Noor haklı. İkisi de haklı. Bunu çözmedim; çünkü kendi içimde de çözemiyorum. Kitap, yazarından daha zeki değil.

Boşanma burada. Çocuklar burada. Dışarıda Boğaz varken ona bakmadığım sabahlar burada; çünkü bakmak fazla geliyordu. Bakışı Hafize’ye verdim. Baktırmayışı kendime verdim. Bakışla bakmayışın arasında kitap duruyor.


İkinci yalanın kime ait olduğunu bilmiyorum. Koleksiyoncu’nun kızı defteri bulacak mı bilmiyorum. Kayıkçı tekneyi bıraktı mı bilmiyorum. Kartografya, Harita 417’yle ne yapacak bilmiyorum. Bunlar benim yerleştirdiğim gizemler değil. Kitabın kendi kendine ürettiği gizemler; kitap bunları bana açıklamıyor.

Kahvenin hazır olduğunu biliyorum. Hem yapmanın hem bulmanın bir yoluna rastlamış olacak kadar şanslı olduğumu biliyorum — akıl dışı, yorucu ölçüde şanslı.

Bir de, o bulma hâlinin bir gün duracağından korktuğumu biliyorum.


Kırk iki mektup. Bir kediyle başlamıştım. Şimdi pencere kenarındaki bir masada bitiriyorum.

Belki bu sana. Belki hiç kimseye. Belki masaya.

Masa sıcak. Kahve soğuk. Boğaz dışarıda. Fincan dolu.

— Hulki Okan Tabak

Arnavutköy. Kafe. Nisan.