Ölüleri Boğaz’ın üzerinden, boğazın adı olduğundan beri değil, ondan çok daha önceden taşıyorum.
Bu bir övünç değil. Şikâyet. Saatler akıl dışı, ölüler nankör, boğaz da — onu nehirken, vadiyken, ayağını ıslatmadan yürüyerek geçilebilen kuru toprakken bile tanımış biri olarak söylüyorum — dümeni kendine çeviremeyen bir su kütlesinin hizmetim hakkında fikir beyan etmesini küstahça buluyorum.
Ben kayıkçıyım. Mitolojik olan değil — ne sikke, ne köpek, ne ölüler nehri. Teknemi kullanıyorum. Küçük ve beyaz. Yaşayanlar balıkçı teknesi görüyor. Ölüler ne olduğunu görüyor.
Ellerim on iki bin yıldır değişmedi ama değişmişler gibi ağrıyor. Hayalet yaşlanma — bedenin, yaşamasına izin verilmeyen bir bozulmayı hatırlaması. Dizlerim kusursuz ve ağrıyor.
Ölüler biletsiz biniyor. Konuşmadan oturuyor. Yaşarken son dokundukları şey gibi kokuyorlar. Sabun. Motor yağı. 1987’de üretimden kalkmış bir parfüm; on iki bin yılda on bir kez kokladım onu — menekşe, duman ve fazla uzun saklanmış bir şeyin o özel tatlılığı.
Geçen salı: otopark izni ve soğuk kahve kokan bir adam.
Öne oturdu. Suya bakmadı.
“Bütün formları doldurdum,” dedi.
“Formlar burada geçmez.”
“Dikkatli yaşadım.”
“Bu, yaşamış olmakla aynı şey değil.”
Gözlerinin rengi sabah dörtteki Boğaz gibiydi — üstünden geçmiş her şey tek bir tona sıkıştırılmış gibi. “İyi yaşadım mı?”
Hepsi sorar. Ben asla cevap vermem. Yolcularım hakkında her şeyi bilirim — iyiliklerini, zalimliklerini, otopark izinlerini, terk edilmiş kızlarını. Ama soru bana değil. Suya.
Su da her seferinde aynı sesle cevap verir: kıyıya yanaşan bir vapurun sesiyle.
Yani: buradasın.
İndi. Karşı kıyıdaki ışık farklıydı — daha iyi; insanın onu hak etmeye çalışmayı bıraktığı zaman ışık hep daha iyi olur.
Tekneyi çevirdim. Bir kadın bekliyordu. Çoğundan daha gençti. Bitirmediği bir kitabı taşıyordu. Her şeyi bıraktığı anda okuduğu sayfayı açtı, devam etti. Ölüler pek okumaz. Ona zaman vermek için geçişi yavaşlattım. Bitiremedi. Zaten bitirmesi gerekmiyordu. Bazı geçişler, açık bir kitap ve son bölümün suya ait olduğunu bilmekle yapılır.
Boğaz tuttu. Gece, yaşayanların sandığından uzun, ölülerin umduğundan kısa olan gece, sürmeye devam etti.