Ana sayfa · Oku · Öykü 17 English

Öykü 17 / 49

İkisi de O’ydu

Bu öyküyü dinle

Makine okuması — nöral bir ses, yazarın sözleri olduğu gibi. Aşağıdaki metin kitabın kendisidir.

Lucia artık on dört yaşında; içinde yaşayan iki kişi başka başka şeyler istiyor.

Bu bir mecaz değil. Dokuz yaşından beri iki kişi o; ötekinin de kendine ait fikirleri var. Öteki partiye gitmek istiyor. Bunu yazan — kalemi tutan, ödevini yapan, yüzünü öne çeviren — istemiyor.

“Bana hiç izin vermiyorsun,” diyor öteki.

“Yüzmeye izin veriyorum.”

“Yüzmek parti değil.”

“Partiden daha iyi. Partide Mateus Ferreira’yla konuşmak zorundasın.”

“Mateus Ferreira şimdi on beş yaşında ve saçını değiştirdi.”

“Mateus Ferreira’nın saçı mesele değil.”

Dışarıdan bakıldığında kavga, yatağında oturup karşısına satranç rakibi gibi koyduğu elbiseye bakan bir kız gibi görünüyor.

Üzerinde beyaz gezegenler olan mavi elbise. Kendini kanepede bulduğu günden beri giymedi onu. Öteki bayılıyor elbiseye. Bunu yazan ise fazla buluyor — fazla görünür, fazla gezegensel, fazla göğü giyinmiş gibi.

“Gideceksek,” diyor yazan, “ikimiz olarak gideriz. Rol yapmak yok.”

“Tamam.”

“Ve kötüyse çıkarız.”

“Tamam.”

“Bu,” diyor öteki, “iki kişi olmaktan korkan birinin söyleyeceği türden bir şey.”

Lucia elbiseyi giyiyor. İkisi de aynaya bakıyor. Tek kız. İki değil. Partiğe gidiyor. Müzik yüksek — göğüs kemiğinde hissedilecek kadar yüksek; melodi gelmeden önce bas geliyor

— iki ayrı zaman ölçüsünde aynı anda çalıyormuş hissi veren bir Türkçe pop remiksi; bunu odada başka kimse fark etmiyor ve Lucia, malum nedenlerle, kusursuz buluyor. Dans ediyor, kötü dans ediyor, iki set ayakla dans ediyor; bu da ona odadaki kimsede olmayan bir ritim veriyor — bir senkop, bir tökezleyen adım. Öteki çocuklar bunu stil sanıp kopyalamaya çalışıyor, başaramıyorlar; çünkü sayamadığın şeyi taklit edemezsin.

Saat on birde Mateus Ferreira yaklaşıyor ona.

“Garip dans ediyorsun,” diyor. Hakaret değil. Birinin bu gece gökyüzünün rengi tuhaf demesi gibi söylüyor bunu.

“Biliyorum,” diyor ikisi birden, kusursuz bir ağız birliğiyle; bu da Mateus’a alışılmadık bir kararlılıkla söylenmiş tek bir ses gibi geliyor.

Ama sonra öteki uzanıyor — onunla anlaşmadan, üzerinde mutabık kaldıkları pazarlığa uymadan, doğrudan çocuğun eline — ve bunu yazan eli öyle sert geri çekiyor ki Lucia sendeleyip bir masaya tutunuyor; görünür tek bir saniye boyunca ikisi kavga ediyor, beden iki ayrı yöne sarsılıyor, anlaşamayan kuklacılarca oynatılan bir kukla gibi. Mateus bakakalıyor. Lucia toparlanıyor.

“Kramp,” diyor.

Öteki hiçbir şey söylemiyor. Ama Lucia onun ortak kaburgalarının içinde gülümsediğini hissedebiliyor; birinin karanlıkta gülüşünün hissedilmesi gibi.

Gece yarısı eve yürüyor. Öteki sessiz. Uyumuyor — tatmin olmuş; bu ikisi farklı ve daha nadir şeyler. Lizbon sokakları ıslak. Su birikintilerindeki yansımalar bir kızın yürüdüğünü gösteriyor, sonra — tek bir adım boyunca, tek bir su birikintisinde — iki.

Aşağı bakmıyor. Bakmamayı öğrendi artık.

Ama yolun yarısında öteki gülüyor. Lucia’nın gülüşü değil. Bu daha alçak, daha yavaş bir gülüş. Karından başlıyor ve havaya ulaşmak için acele etmiyor; ulaştığında da hayatında hiçbir şey için kimseden izin istememiş birinin sesi gibi çıkıyor. Bir kızın değil, bir kadının sesi. Lucia izin verirse dönüşeceği kişinin sesi.

Lucia yürümeyi kesiyor. Gülüş sönüyor. Sokak sessiz. Ama ses kaburgalarının içinde kalıyor, titreşerek; üstünde henüz anlaşmaya varmadığı bir geleceğe vurulmuş diyapazon gibi.