Ana sayfa · Oku · Öykü 4 English

Öykü 4 / 49

Serena’nın Mahkemesi

Bu öyküyü dinle

Makine okuması — nöral bir ses, yazarın sözleri olduğu gibi. Aşağıdaki metin kitabın kendisidir.

Mahkeme, gece üçüncü vuruşunu vururken, Alfama’da çinileri çatlamış, yasemini onu diken herkesin ömrünü aşmış bir binanın bahçesinde toplandı. Beş kedi duvarın üstünde oturuyordu. Taş altlarında soğuktu — kasım soğuğu, Tejo soğuğu, patilerden yükselip kulakların arkasına yerleşen türden bir soğuk. Başkanlık Serena’daydı. Bir gözü merhamet için yeşildi, öteki öteki şey için maviydi.

Ölüler teker teker geldiler; yağmur nasıl gelirse öyle: her biri kendini ilk sanarak, her biri zeminin zaten ıslanmış olduğunu görerek. Hayalet olarak değil — hayaletler insan icadıdır, hayal gücünün yetersizliğidir. Ölüler sıcaklık olarak geldiler. Soğuk bir gecede ılık bir nokta. Isıtılmış bir odada serin bir leke. Kediler onları kusursuzca hissedebiliyordu. İnsanlar içlerinden geçiyor, ürperiyor ve “esinti var” diyordu. Esinti değildi. İnsandı.

Bu gecenin vakası: ömrünü vedaları toplamaya vermiş bir adam.

Bahçede duruyordu — daha doğrusu var oluyordu — kedilerin bıyıklarında hissettiği bir sıcaklık olarak; kasım havasından üç derece daha sıcaktı. Serena ona iki gözüyle birden baktı.

“Hasat yaptın,” dedi. Sözle değil. Kedilerin diliyle; dikkatten, kulakların belli bir açısından ve dilbilgisi taşıyacak kadar kesin bir sessizlikten oluşan o dille. “Odalara girdin, insanların sana söylediği son şeyi alıp çıktın. Altı yüz on dört kez. Deri ciltli, elde dikilmiş, bir zamanlar Prag’da kaybolmuş bir kadına ait bir paltonun içinden çıkan defter delil olarak kayda geçsin.”

Sıcaklık titredi. Serena’ya en yakın kedi ağırlığını öbür yana verdi — hava bir an incelmişti; insan utandığında havanın incelmesi gibi.

“Bu mahkemenin önündeki soru, zarar verip vermediğin değil. Verdin. Soru şu: o zarar senin miydi, yoksa başka birine ait olan zararı mı taşıyordun — Prag’da kaybolan, paltosunu giydiğin, defterini doldurduğun kadına ait olan zararı mı?”

Sıcaklık düştü. Az önce kıpırtısız duran yasemin yaprakları kımıldadı. Sıkıntının da bir sıcaklığı vardır. Onu üreten kişiden daima daha serindir.

“Bu mahkeme,” dedi Serena, “seni kesinlikten suçlu buluyor. Kaybı saat hassasiyetiyle ölçtün. Kederi bir arşivcinin özeniyle belgeledin. Fiilen aşkın zıddı oldun — zulüm değil, muhasebe. İnsan bağlarına uygulanmış muhasebe ise kendi başına bir cezadır.”

Sıcaklık yerinde kaldı.

“Cezan: geri dönmek. Hayata değil. Bir şehirde, birinin yüzüğünü az önce kaybettiği bir bankın üstüne. O bankta sıcaklık olarak otur. Yüzüğü bulan kişi seni hissetsin — hayalet gibi değil, anı gibi değil, affedişin sıcaklığı gibi. Sıcaklık tükenene kadar bunu yap.”

Hava bir derece yükseldi. Kediler bunu tüylerinde hissetti

— bir odanın iyi olmaya karar verdiği an tüylerin yerine yatışı gibi.

Öteki dört kedi duvardan aşağı indi. Serena da onların ardından atladı ve Lizbon gecesine yürüdü; çatlak çiniler üzerinde ilerleyen patileri hiç ses çıkarmıyordu. Bu da, şehir tarafından çoktan emilmiş bir hükmün sesiydi.