Ana sayfa · Oku · Öykü 3 English

Öykü 3 / 49

Kediler Meselesi

Bu öyküyü dinle

Makine okuması — nöral bir ses, yazarın sözleri olduğu gibi. Aşağıdaki metin kitabın kendisidir.

Kassim yedi kediye dokunmuştu. Her biri onu başka bir dilde mahvetmişti.

İstanbul’da taksi şoförüydü — şehrin trafiğinde kaosla çoktan uzlaşmış birinin yorgun vakarını taşıyan bir Alman kurdu. Taksisi deri, çam kokulu araç parfümü ve belli belirsiz ama inatçı bir sardalya hayaleti kokardı.

İlk altı kedi birer dersti. Biri bir öğleden sonranın tamamı boyunca taksisinin kaputunda oturdu, Kassim ona süt uzatınca da kayboldu — kaput bir saat daha sıcak kaldı; Kassim direksiyon başında, patileri tekerde, sıcaklığın da çekip gitmesini bekledi.

Biri peşine takılıp evine kadar geldi, üç gece yatağında uyudu, sonra kapalı olduğundan emin olduğu bir pencereden çıkıp gitti. Dördüncü sabah uyandığında, kedinin yatmış olduğu yastığa burnunu bastırdı. Tüy. Sessizlik.

Biri de Kadıköy’den Eminönü’ne geçen vapur boyunca kucakta durmasına izin verdi; Avrupa yakasına varınca

Kassim’e sanki hayatlarında hiç karşılaşmamışlar gibi baktı. Kassim’in midesi boşaldı — tanınmış, sonra da tek bakışta yok sayılmış bir köpeğin iç sarsıntısıydı bu.

Her biri onu başka türlü mahvetmişti. Bunun kaydını tutmadı. Kaydı bedeni tuttu.

Sorun yedinci kediydi.

Bir salı günü ortaya çıktı; Kassim’in arka koltukta müşterisi vardı — toplantısına geciken ve hız için iki kat para ödeyen bir iş adamı. Kedi Galata Köprüsü’nde yolun tam ortasında, bembeyaz, kıpırtısız oturuyor, bir yeşil bir mavi gözüyle Kassim’e bakıyordu.

“Dakikada altı bin lira kaybediyorum. Kedinin etrafından dolaş.”

Kassim etrafından dolaşamazdı. Köprü dardı. Kedi tam ortadaydı. Kassim de, bütün meslek hayatı boyunca bu anı beklemiş bir köpeğin o berraklığıyla, kendisinden ücretle bilgi arasında bir seçim yapmasının istendiğini anladı.

Arabayı durdurdu. İş adamı küfretti. Taksimetre işlemeyi sürdürdü. Kassim’in patileri hâlâ direksiyondaydı. Soluğu, önemli bir şey olduğunda bir Alman kurdunun aldığı ritme düşmüştü — derin, düzenli, bütün göğüs kafesiyle.

Kedi — Kassim adını sonradan öğreneceği için şimdilik adı Serena değildi — kıpırdamadı.

Kassim’e, her şeye baktığı gibi baktı: yeşil gözüyle trafiği, taşı ve ışık taşıyan Boğaz’ı; mavi gözüyle de sıcaklıklardan örülü bir ağı, her insanı bir sıcaklık, her sokağı bir akıntı olarak. Sıcaklığın en inceldiği yere gidiyordu. Oraya oturmuştu, çünkü bağlantının kendisiydi; oturmak da, anlaşılmaya henüz hazır olmayan bağlantıların aldığı biçimdi sadece.

İş adamı indi. Taksimetre durdu. Kassim motor kapalı, cam açık, boğaz kokusunu içeri taşıyan rüzgârla Galata Köprüsü üzerinde taksisinde otururken şunu düşündü: bir kediyle kurulabilecek tek düzgün ilişki, sürekli terk edildiğin ve bunu aşkın bir biçimi olarak kabul ettiğin ilişkidir.

Serena köprü korkuluğundan atladı ve Karaköy’e doğru kayboldu; orada kahve arabasının başındaki yaşlı adam dolum işinden başını kaldırıp ona, sanki onu bekliyormuş gibi, başıyla selam verdi; ki yaşlı adam gelecekleri hatırladığı için, gerçekten de bekliyordu.

Kassim motoru çalıştırdı. Araba yürüdü. Köprü boşaldı. Boğaz öğleden sonrayı güneye taşıdı. Bir yerlerde köpekler kedileri düşünüyordu. Kedilerse, İstanbul’da da başka yerlerde de, köpekleri hiç düşünmüyordu.