Instagram’dan mesaj geldi, tekrar.. Ders çalışırken Aslı yazıyor, ben cevaplıyorum, ders çalışamıyorum, Aslı tekrar yazıyor. Kaç saattir bu notlara bakıyorum hatırlamıyorum bile. Karnım aç, dizi seyretmek istiyorum, yerçekiminin bu eşyaya etkisi neydi, bilmiyorum, Aslı arıyor..
Babaaa! Baaaaa baaaaaaaaaaaa!
Ne saçmalıyorum, niye bağırıyorum ki, kardeşime mi seslensem, anneme?
N’aber?
Selam. Garip bir gülümseme yapıyorum, şaşırdım, başparmak yukarı, iyidir..
Akşam oldu, bitirebildin mi?
Onca şeyin arasında neden bunu soruyor bana? Kafamı sallıyorum, bu sefer Deniz’den mesaj geliyor whatsapp, ters çeviriyorum telefonu, bitti gibi diyorum, etrafı toplayım, dosyalamalıyım bazı şeyleri, oysa söyleyecek başka şeyler var, bir keresinde ağlamıştım çok ve ne kadar güzeldi büyüsem de ki bence büyüdüm bana sarılması, bir gün hep beraber yürümüştük deniz kenarında sıcaktı herhalde başka bir şehirdi çünkü kendimi denizde bulmuştum.. Birazdan biter, yardıma ihtiyacın olursa söyle, tamam.
Yarım saat daha sürdü işkence. Fen dersi güzel ama çalışmak sıkıcı. Kaç yıldır zaten durmadan çalışıyorum. Telefonu uçak moduna alıp bıraktım en azından. Anneme baktım, gülümsedi, o da bir şeyler yapıyor, kardeşimde, herkes meşgul, ben sıkkın, iş bitti, çanta tamam, kağıtlar var..
Aman tanrım – onlarca yüzlerce bir sürü kağıt var odada, başka derslerden, unutulmuş ödevlerden, arkadaşlardan! Çöpe bir kısmı hemen, gerisi için şeffaf dosya lazım.
Çalışma odasında çekmeceye bakıyorum, yok.
Baba baba nerede bulurum? Bulunacak başka şey yok gibi.
Siyah dosyanın içinde? Yok, orada bulamadım. O zaman depoya inip bir baksak mı, orada vardır.
Üşeniyorum, hava karanlık, yeni mesajlar gelmiş olabilir, anneme sorsam belki daha iyi bir çözümü vardır, toplamasam olur mu, depoya inmekten daha iyi bir şey yok mu yapacağımız?
Beş dakika sonra aynı yerde, ay biraz daha yükselmiş gökyüzünde, gelir misin benle depoya? Tabii ki gelirim diyor, gülümsüyor, zaten çoğunlukla gülümsüyor, gülmediği zamanlarda da gülümsüyor, belki de ne düşündüğünü ne hissettiğini bilmemi bilmemizi bilmelerini istemiyor tam olarak, gülümseme bir kalkan arkasına saklandığı, ya da bir kamuflaj yanıltmaya çalışıyor bizi, hmmm, çok fazla Sherlock Holmes izledim, üstüne de şu BBC Amerika’nın kaçık sarı ceketli dedektif bozuntusu, ulan o da çok güzel aslında.
Sen ikinci sezonu seyrettin mi baba? Çok eğlenceli geliyor bana..
Merdivenden yürüyoruz, kapıyı kardeşim kapatmış, babam önde, apartmanda ışıklar uzun yanıyor, yine de bütün yolculuğa yetmiyor ama biliyorum karanlıkta gitmeyi sever, bense ürküyorum, ayak seslerimiz dışında hiç bir şey yok, ışık gittiğinde tanıdığım bir yolda el yordamıyla yürümek var ve ayak sesleri, ışık gidiyor, yakmıyorum tekrar, dayanamıyorum ki.
Sen açar mısın kapıyı diyor, anahtarlar elimde, hikayeler anlatıyor sürekli, hangi arada başlıyor bilmiyorum, hep böyle, bir de korkutmaya çalışıyor şerefsiz, çok seviyorum ama korkuyorum bazen, kardeşimi de, arkadaşlarımı da korkutuyor, hiç vazgeçmedi, üç adamdan bahsediyor, biri görmezlikten gelmiş ama konuşmuş, diğeri duymamış ama görmüş, öbürü susmuş ama biliyormuş, sonra hepsi birbirine giriyor, tam babamın seveceği gibi, karışıyor, kapıyı açıyorum, içerideyiz.
Önden gidiyorum, garip suratlar yapyıor, beni korkutmak istediğinden, bir kenarda birdenbire kafasını yana çeviriyor, iki adım sonra sesini değiştiriyor, sonra tekrar bir surat, ışıkları açıyorum, açıyorum, bağırıyorum, yapmaaaaa, gülüyorum, kaç yıl oldu, güzel..
Derin hendeklerden karla kaplı dağları aşıp, konuşan develerle uçan maymunlara selam çakıp, dirilen hayaletlerin zombi ruhlarındaki fısıltıyı emdikten sonra şeffaf ve bilimum dosyayı almış durumdayız, bu arada 5 kere bağırdım, bir kaç kez çığlık attım, sanırım vurdum da ama hedefe ulaştık.
Dönüşü asansörle yapıyoruz, metal kapılar usulca kapanmıyor, bekliyoruz..
Korku hikayeleri anlatıyorum ya, bir de ışık söner burada kalırsak?
Senle kalmak iyi olmaz herhalde!
Olmaaaz tabiii, o zaman sürekli korkuturum seni..
Korkutsan ne olur ki, yeter ki anlat, burada ol, demiyorum tabii ama düşünüyorum. Asansörün içindeki ayna büyüyor, uzuyor sanki, ben küçülüyor muyum, saçmalıyorum, elini uzatıyor babam, içinde aynanın eli, görüyorum, hiç bir şey diyemiyorum, yavaşça karşıya geçiyor, bana bakıyor geçmeden önce son kez, sevdiğini hissediyorum, sevdiğini söylüyor herhalde, ben öyle düşünüyorum ama hiç bir şey duyamıyorum ki!
Sonra aynadan bakıyor bana, her zaman baktığı gibi, keşke asansör devam etse diyorum gitmeye, keşke..
Duruyoruz, ışıklar gidiyor, kapı açılıyor, çıkarken ellimde dosyalar aynada kendime bakıyorum.
Merdivenin başında kardeşim, küçük daha, sevimli ve can sıkıcı, seni bekledim diyor.
Beni mi?
Evet.
Bizi demek istiyorsun herhalde?
Anlamıyor ne dediğimi, kapıyı açık bırakıp dönüyor arkasını, annemi görüyorum, neden tek başına indin depoya diyor, biliyorsun hava karardıktan sonra tek başına inmeni istemiyorum.
Ağlıyorum.
Kimse bir şey anlamıyor..
Kimse hiç bir şey anlamıyor.