Ayna
Şehir kar altındaydı o gün. Sokaklardan taşan beyazlığa inat kapalıydı hava. Sabahları da yanması gereken ama keyfe keder çalışan sokak lambalarının imdadına Selene elinden geldiğince yetişiyordu. Dar sokaklarıyla meşhur bu şehrin eski mahallelerinden birinde bakımlı bir apartman dairesinde kapı üç sürgüyle kilitli, camlar soğuğu içeri almamak üzere kapalı, ışıklar bir yer dışında sönüktü.
Kadın aynaya baktı. Gördüğü onu mutlu etmiş olmalı ki bir tebessüm güzel dudakları kapladı. Saçıyla oynadı hafifçe, sarı bukleler siyah dantel bir elbisenin üzerinde hareketlendi. Hava soğuktu, dışarı çıkmayacaktı ama hoşuna gitmişti gördüğü.
Yatmadan önce aynanın önünden geçti, çıplaktı, üşüyordu, yalnız hissediyordu evin sessizliğinde. Elini uzattı kendine, sakinleştirmek için okşadı. Uzakta bir yerde çocukların resimleri belli belirsiz gözüküyordu, ağladı..
Gecenin bilinmez bir saatinde mutfağa giderken yarı uykulu bir bardak su için, ayışığı kızıl saçlarını aydınlattı aynanın önünden geçerken, uykulu gözler buna bakmadı.
Sabah dışarı çıkmadan önce şöyle hızlıca bir kafayı uzattı nasıl gözüküyorum diye ama hiç bir şey göremedi.
Akşam eve döndüğünde gülümsedi aynadaki kadına. Ne kadar de genç ve güzelsin dedi. Dar siyah bir pantolon, beyaz fırfırlı bir gömlek, kırmızı fularıyla bir korsan vardı karşısında.
Sonra yemek yaptı aynada, özenli bir şekilde sosunu hazırladığı makarnayı pişirdi. Ardından film seyretti küçük kız, çocukluğunun ilk korku filmlerinden birinde çatı katında bütün lanete sebep olan birisi yaşıyordu.
Yatmaya giderken gülümsedi kendine, ne yaptığını biliyorum dedi, karla kaplı bu şehirde benim ruhumu ısıtmaya çalışıyorsun ama bu kadarı yeter, aklım kendini karıştırıyor şimdiden.
Lisede öğrenciydi, aşıktı, dersleri idare eder, tek düşüncesi yıllıkta hakkında neler yazılacağı. Yaşlandı ama hiç durulmadı, gözleri on yıllar ötesinden bakıyordu çocuksu dalgınlıklarda. İşe gitmek üzere hazır ve dünyanın yükünü üstlenmeye gönüllüydü, gözler dışında her şey farklıydı. Aşıktı, göremiyordu ama elini, ellerini tutuyordu onların, gözyaşları arasından bakıyordu.
Kadın değişiyordu aynanın önünde. Ne olduğunu bilemiyordu. Mutluluktan acıya, heyecandan şaşkınlığa dönüşen kızıl sarı saçlar arkadaşlarından aşklarına dağılıyordu. Sabah, akşam, gece, öğlen, 5, 3, 17 bir şey ifade etmiyordu. Anılar birbirine girmiş yeni anıları yeni insanları yeni yerleri üretiyordu. Kar hep yağıyordu, ay hep vardı, ev hep aynıydı, ayna oradaydı ama o değişiyordu.
Ne istersem yapabilirsin diye haykırdı. Ne istersen yapabilirsin. Beni mutlu et. Bu olmak istemiyorum. Olmak istediğim şey yap beni diye yumruklarını kaldırdı, kendine vurmaya başladı aynada, aynaya vurmaya başladı kendinde, yumruklarını indirmedi, durmadı, susmadı.
Ayna önüne bakıyordu. Gördüklerinden sıkılmıştı. Aynı suretle geçirilen zaman bu kadar yıldan sonra çekilmez oluyordu. Bu sefer kendine deniz kenarında bir balıkçı kasabası seçti, kitaplardan araklanmış beyaz martıların uçuştuğu, tepede bir deniz feneri, kumsalda denize giren insanlar, parke taş sokaklarda dükkanlar, balıkçı tekneleri ve bol güneş.
On yedi yaşında oldukça yakışıklı bir genç adam gülümsedi aynaya, şapkasını düzeltti, kapıya doğru yürüdü.