Yazar
“Bütün samimiyetimle söylüyorum, geldiğimiz noktada bu kadar ünlü olmasına şaşırdım.
Orta yaş krizlerimden birinin ortasındayım, çözecek herhangi bir vaka yoktu elimde. Birlikte çalıştığımız dostum Arjantin’e gitmişti aşk, macera ve zenginlik peşinde. Tek başıma düşünceli bir şekilde nasıl kendimi meşgul tutacağımı düşünmekteydim. Gerçekten de nefret ettiğim bir şey varsa, o da aklımı hakkını vererek meşgul edecek vakalardan yoksun kalmaktı.
Zamanı dışarıda geçirmeye çalıştım fakat nafile, benim için kesinlikle uygun değildi. Koleksiyoncu olmaya karar verdim ve kısa bir süre sonrasında evde eşya koyacak yer kalmadı ama ruhumdaki boşluk daha da büyüdü. Derslere katıldım, ders anlattım, kendi normalimden çok daha fazla okumaya başladım ama bunlar da fayda etmedi. Depresyon halinde, uyku düzenim bozuldu, panik ataklarla boğuşarak geçiriyordum günleri.
Takip edildiğime emindim.
Önce dışarıda; parkta, renkli balonları olan çocuk tarafından izleniyordum. Beni bir banktan ötekine takip etti. Ondan kurtulmak için polise başvurmak zorunda kaldım. Sonra aynı gün, eve ısmarlamadığım meyveler geldi. Muzların arkasında oldukça şüpheli gözüken kirli sakallı eciş bücüş bir adamın varlığı bana karşı gizli bir planın işlediğinin ispatıydı.
Telefonum garip sesler çıkartıyordu. Aynen buzdolabının yaptığı gibi. İkisi de dinleniyor olmalıydı. Zifiri karanlıkta duş almak zorunda kaldım ki kimse beni izleyemesin. Tüm perdeleri kapattım neme lazım diyerek, kapı zilini iptal ettim ve kapıya yanıt vermeyi bıraktım.
Delirmenin eşiğinde, bir karakter yaratmaya karar verdim. Bu kadın bir yazar olacaktı. Hikayelerindeki dedektif polisin çözemediği olağanüstü davaları aklını kullanarak kolaylıkla çözecekti. Benim hayalimdeki bir ada ülkesinde yaşayacaktı yazar ve kahramanları. Başka ülkelere asker gönderen, onları yönetmeye çalışan bir ada ülkesiydi burası. Daha önce savaştığı bir ülkeyle savaşın eşiğinde olduğundan toplumsal hareketliliğin arttığı bir ülke.. Kurguladığım dünya büyük bir gerginliğin eşiğinde ama elinden geldiğince içinde olduğu duruma akılcı yaklaşmaya çalışan bir yer olacaktı – bizimki gibi.
O benim hakkımda yazacaktı, ben de onun. Ve işte böyle kurtaracaktım kendimi.”
Uzun yıllar önce, ben hala gençken, masada kanlı bir bonfileyi götürdüğü esnada, El Ranchero sonrasında açılan lokantadaki akşam yemeğinde tanıştık. Hikayesini bitirdiğinde bir daha görüşmemek üzere ayrılacaktık.
Bir süre sonra Hastings’den gelen telgrafla şehirden uzakta bir kasabada öldüğünü öğrendim.
Babamın Belçikalı dedektifle karşılaşmasını anlattığı hikaye böyleydi. Ben, hala bugün, uzun saatler bu konuda okumak ve filmleri izlemenin ardından, anlattıklarının ne kadarının hayal ürünü olduğuna emin olamıyorum.