Ana sayfa · Mektuplar · Mektup 6 · English

Mektup 6 / 45

Yedi Sefer

Kimden
Kassim
Kime
Yazara
Yer
İstanbul

Şuna yanıt: Çellist

Bu mektubu dinle

Makine okuması — sıcak, doğal bir makine sesi; yazarın sözleri değiştirilmeden. Aşağıdaki metin mektubun kendisidir.

Taksi sardalya kokuyor. Sardalyalar benim değil. Bu taksiye girmiş bütün kedilerden kaldılar — döşemede, koltukla kapı arasındaki, kırıntıların kalıcılaştığı boşlukta. Arabayı temizlettim. Sardalya yapısal bir unsur artık.

Çalışıyor.

Sefer 1. Taksim’den Beşiktaş’a. Bavullu bir kadın. Tutamağı iki eliyle tutuyordu. Yolculuk on iki dakika sürdü. Hiç konuşmadı. Koltuğu sıcak bıraktı; sıcaklık Kabataş’a kadar kaldı. Son sıcaklık süresi: yedi dakika.

Çalışıyor.

Sefer 2. Karaköy’den Cihangir’e. Rakı kokan ve annesinden söz etmek isteyen bir adam. Dinledim. Dinlemek, kulaklarla araba kullanmaktır. İyi bahşiş bıraktı. Koltuk bir sonraki yağmura kadar rakı koktu.

Çalışıyor.

Sefer 3. Taksim’den Cihangir’e. Turuncu. Küçük. Adsız. Bir Perşembe taksiye girdi — bir müşteri kapıyı açık bırakmıştı, kedi içeri girdi ve ben arka koltukta, müşterinin az önce oturduğu tam yerde oturan, ağırlığı yok ama varlığı her şey kadar ağır olan bir kediyle sürdüm.

Yavaş sürdüm. Uzun yolu seçtim. Taksimetre kapalıydı.

Kedi camdan dışarı bakıyordu — Cihangir’de binaların üstüne düşen ışığa, cami çatısından havalanan güvercinlere, akşamın gelişinin rengine. Kırk dakika. Bir taksi şoförünün yapabileceği en profesyonellik dışı şey.

Gerindi — sırtını kamburlaştırdı, tırnaklarını döşemeye geçirdi — ve neredeyse hiç açık olmayan bir camdan atladı. Sığdı. Tırnak izleri hâlâ koltukta. Onları patimle hissedebiliyorum. Dört çıkıntı, çekilmiş iplikler, oturmaktan daha keskin bir şeyin kumaşa bastırdığı kelime gibi bir doku.

Motor çalışırken, arkamdaki sıcak koltukla kaldırım kenarında yirmi dakika oturdum. Arkama dönmedim. Bakmamak onu tutmaz. Ama elimde olan buydu.

Çalışıyor.

Sefer 4. Eminönü’nden Fatih’e. Camın kenarında uyuyakalmış bir çocuk. Ücreti annesi ödedi. Çocuk camda buğudan bir nefes halkası bıraktı. Silmedim.

Çalışıyor.

Sefer 5. Ortaköy’den Taksim’e. Futbol yüzünden tartışan iki adam. Koltuk hiçbir şey hatırlamadı. Bazı müşteriler hiç sıcaklık bırakmaz.

Çalışıyor.

Sefer 6. Beyoğlu’ndan havaalanına. “Geri dönmüyorum,” diyen bir kadın. Daha kalkmadan koltuk soğuktu.

Çalışıyor.

Sefer 7. Galata Köprüsü.

Yolun ortasında oturuyordu. Beyaz. Kıpırtısız. Bir gözü yeşil, öteki mavi. Müşteri değildi. İçeri girmedi. Köprünün üstüne oturdu; ben de arabayı durdurup motoru kapattım.

Taksimetre durdu.

Kürk ve taş gibi kokuyordu. Boğaz’ın tam altından geçtiği, havanın suyu asfalttan yukarı taşıdığı noktadaki köprünün soğuk taşı gibi.

Nefesim, önemli bir şey olurken bir köpeğin nefes alış hızına indi — derin, eşit, bütün göğüs kafesiyle. Gitmeyen bir kedi, bir köpeğin karşılaşabileceği en ürkütücü şeydir. Bütün beden gidiş için kurulmuştur. Kedi gitmezse beden ne yapacağını bilemez.

Korkuluktan atladı. Karaköy’e karıştı. Köprü boşaldı. Sıcak koltuk yoktu. Köprünün üstündeydi, taksinin içinde değil. Beklenecek bir sıcaklık yoktu. Yalnızca ön cam, boğaz, ışık ve sardalyalar vardı.

Çalışıyor.

Araba sürüyorum.

— Kassim

İstanbul. Taksimetre çalışıyor.

Not: Çellist bir odaya yazıyor. Anlıyorum. Benim arabam da bir oda. Hareket ediyor, ama yine de oda. Kalan tek şey sardalya. Sardalyalarla barıştım.