Ana sayfa · Oku · Öykü 41 English

Öykü 41 / 49

Ağırlık

Bu öyküyü dinle

Makine okuması — nöral bir ses, yazarın sözleri olduğu gibi. Aşağıdaki metin kitabın kendisidir.

Bir adam daha hafif uyandı.

Mecazen değil. Tartıya çıktı ve bir önceki geceye göre dört yüz gram daha hafifti. Spor yapmamış, tuvalete gitmemiş, eksilmeyi açıklayacak hiçbir şey olmamıştı. Dört yüz gram — kabaca bir Kavafis ciltsizinin ağırlığı; yani Yunanca aşk ve kayıp hakkında söylenmiş her şey.

Ağırlığın olduğu yere, kalçasına dokundu. Hiçbir şey farklı hissettirmedi. Sorun da buydu zaten — hiçbir şey farklı hissettirmiyordu ama bir şey gitmişti. Tartıya bağladı bunu ve unuttu.

Ertesi sabah: üç yüz gram eksik. Sonra beş yüz. Sonra, dördüncü gün, tam bir kilo. Doktora gitti. Doktor hiçbir şey bulamadı.

“Sağlıklısınız,” dedi doktor. “Her ne kaybediyorsanız, tıbbî değil.”

Ayın sonunda dokuz kilo vermişti. Kıyafetleri üzerinde sallanıyor, yüzü keskinleşiyordu — elmacık kemikleri, çekilen suda ortaya çıkan kayalar gibi beliriyordu. Alyansı on dokuzuncu gün duşta parmağından kaydı.

Gidere ulaşmadan yakaladı. Avucunda durdu; on bir yıl boyunca tam olmuş bir halka, şimdi daha iri bir adama verilmiş bir söz gibi parmağında şıkırdıyordu. İnsanlar ona iyi göründüğünü söylüyordu; insanlar, adını koyamadıkları biçimde kaybolan birine hep böyle söyler.

Ne kaybettiğinin envanterini çıkarmaya başladı. Yağ değildi — doktor bunu doğrulamıştı. Başka bir şeydi. Dairesine baktı: her şey yerli yerindeydi. Rehberine baktı: herkes kayıtlıydı. Anılarına baktı ve ayın on dördünde bir boşluk buldu.

Eylülde bir salı. Bir yerdeymiş. Biriyleymiş. Ayrıntılar yoktu. Bulanık değil — sökülmüşlerdi. Temiz bir çıkarma; o günün ağırlığı bedenden ve zihinden aynı anda cerrahî bir hassasiyetle alınmıştı.

Yirminci gün bir anı daha kaybetti. Yirmi beşinde bir tane daha. Her biri tartıdaki düşüşe karşılık geliyordu. Her biri, adını artık getiremediği biriyle, yerini artık bulamadığı bir yerde, dört yüz gram edecek kadar önem taşıyan bir şey yaparak geçirdiği bir gündü.

Aşkı kaybediyordu. Duygu olarak değil — fiziksel ağırlığı olarak. Kendisini görmüş, tanımış, tutmuş biriyle geçirdiği her ânın bedeninde birikmiş kütlesini. Beden bunları saklar. Beden bir arşivdir. Ve arşiv boşaltılıyordu.

İlkbahara geldiğinde on altı yaşındaki kilosuna dönmüştü

— ilk öpüşten önceki, ilk gidişten önceki, birinin adını

“yalnız değilsin” demek isteyen bir sesle ilk kez söyleyişinden önceki kilosuna.

Tartının üstünde durdu ve anladı: yalnızlık bu kadar çekiyordu. Dokuz kilo başka insan taşımış beden şimdi yalnızca kendini taşıyordu.

İndi. Yeniden çıktı. Sayı değişmedi. Ağırlığı olan hiçbir şey kalmamıştı.

Olan bitenden habersiz tartı sabit kaldı.