Ana sayfa · Oku · Öykü 21 English

Öykü 21 / 49

Kesinti

Bu öyküyü dinle

Makine okuması — nöral bir ses, yazarın sözleri olduğu gibi. Aşağıdaki metin kitabın kendisidir.

Bir şey söylemek üzereydi. Önemli bir şey.

Lizbon’da bir restorandaydılar — pahalı değil, romantik değil; garsonun onları tanıdığı, ekmeğin sipariş edilmeden geldiği, şarabın ev şarabı olduğu bir restoran. Çünkü şarap seçmek, akşamı bir vesileye dönüştürürdü; oysa bu bir vesile değildi. Salı akşamıydı yalnızca. Üç yıldır her salı aynı masada yemek yiyen iki insandı bunlar ve konuşmadan, bakım istemeyen türden bir sessizlik geliştirmişlerdi aralarında.

Ama bu gece kadın bir şey söyleyecekti.

Adam hissedebiliyordu. Kadehi tutuşundan — içmiyor, sadece tutuyordu; insanın ağzı çalışsın diye ellerini meşgul tuttuğu gibi. Oturduklarında ona baktığı bakıştan — alışıldık rahat bakış değil; prova edilmiş, aynada ya da gelirken arabada çalışılmış, cümle gelmeden önce cümlenin işini yapmaya çalışan bir bakış.

“Sana şunu söylemem gerekiyor…” dedi.

Garson geldi. Üç yıldır bu masaya hizmet etmiş, onun ruh hâlini denizcilerin havayı okuduğu gibi okuyabilen garson. Bu gece masa bir fırtına sistemiydi.

“Biraz daha ekmek?” dedi; ekmeğin soru olmadığını bilerek.

“Hayır. Teşekkür ederiz.”

Garson gitti. Kadın kadehine baktı.

“Diyecektim ki…”

Adamın telefonu titredi. Göz ucuyla baktı. Bir bildirim. Kapattı. Ama o yarım saniye — gözlerinin kadının yüzünden ekrana kaydığı o yarım saniye — yetti. Cümle geri çekildi. Adam onun gidişini hissedebiliyordu; dilinin ucundaki bir kelimenin, hazır olmadığına karar verdiğinde beynin hangi yerine gidiyorsa oraya kayması gibi.

“Bir şey değil,” dedi kadın. “Bekleyebilir.”

Bekleyemezdi. İkisi de biliyordu. Ama restoran sıcaktı, ekmek güzeldi, şarap ev şarabıydı ve akşam, o kadar çok tekrar edilmiş bir alışkanlığın kendisine dönüşmüş yerleşik rahatlığını taşıyordu — masa, ekmek, tanıdık garson. Kadının söylemek üzere olduğu şey bu rutini değiştirecek, onu bilinmeyenle yer değiştirecekti. Ve bilinmeyen, kasım ayı bir salı gecesi 9.47’de, onun taşıdığı şey her neyse ondan daha korkutucuydu.

Kadın yedi. Çenesi gergindi — ağzı iki iş birden yapıyordu; biri yemek, öteki de yutulmuş cümle. Adam yedi. Sol eli masanın altındaydı; başparmağının tırnağı işaret parmağının etine iz bırakacak kadar bastırıyordu — akşam sona doğru kayarken kendini masaya sabitlemek için seçtiği küçük acı. Bir filmden konuştular. Bir arkadaşlarının yeni dairesinden konuştular. Cümleden konuşmadılar.

Adam hesabı ödedi. Bairro Alto’dan yürüyerek eve döndüler; dar sokaklardan, gürültünün içinden, uyumayan bir mahallenin tanıdık keşmekeşinden.

Eve vardılar. Kadın banyoya gitti. Adam mutfakta durdu. Daire sessizdi. Anahtarlar elinde hâlâ sıcaktı.

Sormak istedi. Ne diyecektin demek istedi. Ama sormak, telefonla geçen o yarım saniyenin — bakışın, bildirimin, söndürülmüş ekranın — bir seçim olduğunu kabul etmesini gerektirecekti. Seçimler ise, bir kez kabul edildikten sonra, geri alınamaz.