Can Dostumuz
Yirmi bin yıl önce Afrika’da Homo Sapienslerle, on beş bin yıl önce İran’da Demavend’in eteklerinde Canidae ailesinin bir kolu Canis Lupus’dan farklılaşarak Canis Lupus Familiaris olarak dönüşmeye başlıyordu. On binlerce yıl içinde insanların yemek artıklarından beslenerek başlayan evcilleşme süreci güven ve dostluğa evrilirken köpekler de çeşitleniyordu. Amerika’nın bozkırlarından Avrupa’nın ovalarına, Asya’nın çöllerinden Avusturalya’nın tepelerine dört ayaklılar bazen sahipleriyle, bazen tek başlarına gömülecek kadar ailenin bir parçası oldular. Viktorya İngilteresindeki tüketim düzeni, şehirleşmeyle beraber gelen yeni statü sembolleri köpeği işlevselliğin ikinci planda kaldığı yeni bir konuma itti.
Manchester Üniversitesinden Michael Worboys’a göre saf ırklar ve yavrular bu dönemin bir ürünü. 1800’lerin başlarında 27 çeşit köpek kayıtlarda gözüküyor, 1900’e gelindiğinde 80, bugün ise Federation Cynologique Internationale göre 400 çeşit köpek var. Viktorya İngilteresinde sıradan insanlardan aristokratlara kadar farklı katılımcıları olan Köpek Defileleri vardı. Mesela Lap Dog bu dönem Rusya’dan İngiltere’ye ithal edilmekteydi ve işlevi sahibi kadının kucağında oturmak olduğundan bu ismi almıştı. Yine aynı zamanda önceki yüzyılda yok olmuş efsanevi Irish Wolfhound türü dev Danualarla başka köpekleri çiftleştirilerek tekrar ortaya çıkartıldı.
Bugüne kadar böyle geldik gibi. İnsanlar benzerlerinden daha çok sevdiler köpeklerini. Şehirde yalnızlığı atlatmanın veya çocuklar büyürken arkadaş kazandırmanın iyi bir yolu oldu köpekler. Sokağa atılanlarını da sever olduk, sokağa atanlarıysa hiç sevmedik. 2050’den sonraydı sanırım, birçok zengin ülke vatandaşlarına Vatandaş Geliri bağlamaya başladı. Dokuz milyar iki yüz milyonu geçmişti dünya nüfusu. Gelir dağılımı bozuktu. Fakir ülkeler zenginlerin kapısında artık pek kolay geçilemeyen bir kuyruktaydılar. Zengin ve fakir ülkeler arasında fark yoktu, bu kadar insana ihtiyaç olmadığı için ya sefalete terk edileceklerdi insanlar ya da devlet kısmen besleyecekti onları. Bu ortamda bile köpeklerle ilişki bozulmadı. İnsanlar gelirlerinin bir kısmını aileyle paylaşmak gibi köpekleriyle paylaşmaya başladılar.
2125’de çevre şartları oldukça değişmişti. Küresel ısınma dursa da dünyanın önemli bir kısmı yaşanamayacak kadar sıcak ve kuraktı. Deniz suyunu arıtmak tek çözümdü ama yükselen su seviyesinin değiştirdiği coğrafya devletler sistemini anlamsızlaştıran bir başka faktör olarak son otuz yıldır on bir milyarda sabitlenen dünya nüfusunun üzerine biniyordu. Hindistan’da hüküm süren 1600 yılında kurulan East India Company gibi şirketlerin gücü devletlerin önüne geçmeye başlamıştı. Teknoloji şirketleri ve Özel Şehirler dünyanın dertlerinden uzak bir yaşam fırsatı veriyordu.
İnsanlar bu dönemde köpeklerden sonra farklı hayvanlar beslemeye başlamışlardı. Önceleri şehirlerde timsah görmek şaşırtıcıydı, sonra timsahlarına eğlence olsun diye av partileri düzenleyenler oldu. 2116 Xanadu isyanıyla devletten kalan son unsurlarda bu konuya müdahil olarak her kim ne kadar zengin olursa olsun şehir sınırları içinde (ismen belirtilen timsah, kaplan ve sırlar başta olmak üzere) yırtıcı hayvan besleyemeyecek kuralı getirildi. Bütün Özel Şehirler bu kurala uymaya gayret ettiler.
Daha sınırlı yatay alanlar, sınırlı doğal kaynaklar ve gittikçe sanal dünyaya kayan bir yaşamla beraber 2200’ler ortalama yaş hesabının anlamsızlaştığı bir dönem oldu. İmkanı olan biyoteknoloji desteğinde yaşlanma engelleyici tedavilerle 150 yaşına kadar sağlıklı yaşayabiliyorken halkın geri kalanı için ortalama yaşan süresi 50’lerin altına düşmüştü. Nüfus azalıyordu. İnsanın en iyi dostu soğumaya başlayan iklime de şaşırtıcı bir uyum gösteren maymunlardı. Xanadu’nun sokaklarında ve dillere destan Yapay Göller bölgesinde şehir sakinleri maymunlarını gezdiriyorlar, sohbet ediyorlar ve ne zaman kalıcı uzay şehirlerinin kurulacağını tartışıyorlardı.
2223’de kamuoyu Jüpiter’in aylarından Europa’ya ilk kalıcı uzay şehrini kurmakla Mars’a gitmek arasında bölünmüştü. Mars daha ucuz ve güvenli bir yatırım olacaktı fakat Europa’nın ısısını değiştirmek mümkün olursa su potansiyeli insanlık için uzun vadeli bir çıkış fırsatı verebilirdi. Bu arada robotların ve biyoteknolojik internetin eşliğinde neredeyse tüm ekonomik faaliyet durmuştu. 4 milyarın altına düşen dünya nüfusu tarımdan güvenliğe elektroniğe kendini emanet etmişti. Şehir hayatı eskisi kadar renkli değildi, şehirlere gelmeye çalışanların çoğu da ölmüş ve kalanlar da vazgeçmişti.
O günlerde Romalı bir şair V, Pompei’de maymununa tasmasını iade etti. İnsanlık kölelikten kurtulmuştu dört asır önce ve köleler kapitalist toplumun tüketicileri olarak daha faydalı olabileceklerdi. Bugün de maymunlar (köpeklerin soyu neredeyse tükenmişti) insanlardan bağımsızlarını mı kazanıyorlardı diye düşündüyseniz yanıldınız. V, tasmayı çöpe atmak için iade etmemişti. Arzusu tasmayı kendi boynuna takmaktı.