Madam Matilda
En son ne zaman kar yağdığını anımsamıyorum. Çocukluğumda daha çok yağardı. Ailemiz daha genişti o zaman, büyüklerin hepsi hayattaydı ve eğer elektrikler kesilirse karlı gecelerde mutlaka hikaye anlatacak biri olurdu etrafta. Hayal meyal bazı hikayeler bugüne kırıntılarıyla gelmeyi başardı çocukluğumdan; konuşan kardan adamın ortadan kaybolduğu gece neredeyse tümüyle aklımda, Boğaz sularının kızıl renge boyandığı gün veya büyük büyük teyzemin maymununun okulda öğretmen olmak için sınava girmesi gibi hikayeleri ise zar zor hatırlıyorum.
Aralığın son akşamında yollar karla kaplıyken biz de evde kapalı kalmıştık. Arnavutköy neredeyse buz kesmişti, Sibirya’dan gelen Kuzeyli bir soğuk hava dalgası sahile acımasızca vuruyordu. Arka bahçe kar altında Abant Gölü’nün kenarında buzdan fırlayan bitkileri anımsatırcasına yalnız başınaydı. Yoldan tek tük araç geçiyordu, deniz kenarında bile kaldırımlarda yarım metreyi aşan kar birikmişti. Müge bir gün öncesinde annesinin yanına gittiği için aniden bastıran karda yılbaşının kenarında ayrı kalmıştık, çocuklarla ben evde, Müge ise annesiyle..
Hediyeler, yemek, telefonlar derken sevgi dolu bir üçlüydük ama sıkılmaya başlamıştık, on ikiyi beklemek niyetindeydi ufaklıklar ama homurdanmaya başlamışlardı baba canımız sıkılıyor diye. Mutfakta masanın etrafında birlikte oturuyorduk ki onlara Madam Matilda’dan bahsederken buldum kendimi, daha önceye hiç kimseye anlatmadığım bu olayı neden o anda anlattığımı bilmiyorum, belki de hep bu fırsatı beklemiştim, benden başka biriyle paylaşabilmek için ve yapacak başka bir şey olmadığını düşündüğümüz o anda aradığım fırsatı bulmuştum.
Madam Matilda Büyükada’da terziydi 1950lerde. Kocasını ikinci cihan harbinde kaybetmişti. Viktor Bey 44’te İtalya’da partizanların yanında savaşmak için Türkiye’den ayrılmıştı. Az da olsa mektuplar geldi Matilda’ya o dönemde. Mart 44’te Kuzey İtalya’da faşizm karşıtı hareketlenmelerin içindeydi Viktor Bey. Haziran’da Assisi’nin alınması sırasında önemli bir istihbarat görevi olduğu duyuldu. Aralık 44’te Ravenna’dan zafer mektubu gönderdi karısına Kanadalı askerlerle çekilmiş bir fotoğrafıyla. 45’in Nisan 29’unda Matilda’ya Milan’dan Mussolini’nin sonunu müjdeleyen bir mektup gönderdi aylar sonra Büyükada’ya ulaşan, başka da haber alamadı Matilda Viktor’undan..
Dedem 50’lerdin sonunda Sümerbanktaydı, Ankara’dan İstanbul’a gelmek ve yazları Büyükada’da geçirmek ailenin en büyük keyfiydi, kara ikliminden ılıman iklime geçiş, deniz, Anadolu Kulubü, Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerin oluşturduğu farklı bir kültürün Cumhuriyetle bir sayfiye yeri hayalinde kesiştiği bir hülya. Annem üç kız kardeşin en küçüğüydü, o günleri pek hatırlayamıyor ama Madam Matilda ile ananem seneler içinde iyi dost olmuşlardı. Her yaz bir iş verirdi ananem, Cumhuriyet Balosunda giyeceği giysiyi Ankara’ya böyle götürmüştü, büyük teyzemin düğününde giydiği elbiseyi de Madam Matilda dikmişti. Eğer bütçe sıkışıksa tamir işleri verirdi Madam’a ama mutlaka hem ticaret vardı aralarında, hem de zamanla birikmiş bir dostluk. Ayda bir özel olarak buluşurlar ve baş başa uzun süre konuşur, kahve üstüne kahve içerlerdi. Madam Matila’nın doğaüstü olaylara ilgisini, tarot merakını, yalnızlığını, gözyaşlarını, yaşını aldıkça daha da güzelleşen bakışlarını pek çok kez dinledim ananemden.
Benim bu hikayeyi nereden bildiğimi, ben doğmadan önceki bu olaylarla alakamı merak ediyor olabilirsiniz eğer hala dinlemekten yorulmadınızsa. Her şey işte duvarda asılı bu telefon yüzünden. Madam Matilda’nın telefonu..
Doğa başını kaldırıp ürkek gözlerle eski telefona baktı. Biraz önce ahizeye çarptığında az daha ya telefonu kırıyordu, bu yüzden mi babası bunları anlatıyordu? Ege heyecanlanmıştı, devam et hadi, çok güzel diye ısrar ediyordu.
Bir yaz Madam Matilda’nın öldüğünü öğrendiğinde ananem hüngür hüngür ağlamıştı. O gün kendini odasına kapamış, kocaman transistörlü bir radyonun önünde yirmi dört saati geçirmişti. Kocasının ısrarıyla ikinci gün zorla bir şeyler yemeye başlamıştı ama ansızın kapı çalana kadar evdeki hava oldukça kasvetliydi. Merdivenlerin ucunda bir hamal elinde büyükçe bir paketle duruyordu. Gönderen Madam Matildaydı, öldüğü günün sabahı hamala vermişti yükü, ancak getirebildim dedi bahşişi cebe soğuk suyu da mideye indiren iri yarı adam, bir de mektup verdi Madam bana, size verilmek üzere.
Paketin içinde duvara monte edilebilir eski bir telefon vardı, bugün için büyükçe, o zaman için biraz demode, siyah, oldukça iyi durumda ufak tefek çizikler dışında sıradan bir telefon. Ev halkı şaşırmıştı bu hediyeye ama ananem üzerinden kaybın üzüntüsünü bir anda atmış bir enerjiyle herkesi kendi işine kışkışlamış ve tek başına soluk kırmızı zarftan çıkan mektubu okumaya dalmıştı. O mektuptan ne kimseye bahsetti, ne de kimseye gösterdi ananem. Telefonu yazlık çalışma odasına çektirdiği bir hatta bağlattı ve benim çocukluğumda da hala çalışır bir şekilde bulduğum yerde bıraktı. İşte duvardaki telefon Madam Matilda’dan ananeme sonra da bizim eve gelen bir hatıra.
Bir kaç yıl önce bir yaz akşamı siz Bodrumdaydınız annenizle, ben bazı hafta sonları işten fırsat bulduğumda geliyordum. O günlerde buzdolabı bozulmuştu. Biliyorsunuz bu evde ananem oturuyordu bizden önce, bir tadilat yaptıysak da her yeri elden geçirmedik, o nedenle buzdolabını tamir etmek için yerinden çıkardığımızda duvarla taşın kesiştiği yerde parkede bir yama olduğunu fark ettiğimde şaşırmadım, Müge söylüyordu zemini değiştirmemiz lazım diye, eskimişti, haklıydı. Fakat buradaki görüntü daha bilinçli bir yama gibiydi, sanki sonradan eklenmiş bir parça arkasında bir başka şeyi saklıyordu. Yakınlaştım, biraz zorlayarak parkeyi kaldırınca orada saklanmış bir defter buldum. Ananem bir hatıra bırakmıştı..
“Sevgili Torunum, bu defteri senin için hazırladım, şu an çok küçüksün, taşıdığım yük ise çok büyük. Kime nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Belki sen bunu okuduğunda ben olmayacağım diye sana yazıyorum, burada yazdıklarımı anlatmak zorunda kalmak istemiyorum kimseye herhalde.
1957 yazında Büyükada’da terzilik yapan Matilda öldüğünde bana bir telefon ve yanında bir mektup gönderdi. Kendisiyle yıllar içinde oldukça yakınlaşmıştık. Kocası Viktor’u savaşta kaybetmiş, bir daha ne evlendi ne de aşık oldu, içine kapandı zavallıcık, oysa güzel güçlü akıllı bir kadındı.
Ölümünden kısa bir süre önce bana bu telefonda bahsetmişti. Birlikte fal bakardık Matildayla, bir gün falda kendi ölümünü görmüş ve sevinmişti, çok garipsedim ama fark ettirmemeye çalıştım. Anladı, gülümsedi, ben sık sık Viktorla konuşuyorum zaten, yanına gideceğimin müjdesini aldım, kederlenecek bir şey yok bunda.
Matilda bu telefonu Viktorla konuşmak için kullanıyormuş, nasıl yaptığını bilemiyorum ama kendisi buna gerçekten inanıyordu, ölülerle konuşmak zamanı tersine işletmek, biliyorum bildiğimiz fizik kurallarına uygun değil ama eğer sende orada olsaydın Matilda’nın gerçekten buna inandığını görürdün. Ben de mektubunu okuyana kadar inanmıyordum ama..”
Doğa, Ege’nin yanına geçmiş ve kardeşine sıkıca sarılmıştı. Gerçek mi bu anlattıkların diye sorduğunda kendimi tutamadan devam ediyordum..
Size anlatmadım çünkü deli saçması diyecektiniz ya da sizi kandırdığımı düşünecektiniz. Bana ananenin yazısını göster o zaman diyecektiniz. Oysa orada yazanları neredeyse birebir hatırlıyorum, hafızama kazındılar sanki ama ispatlayamıyorum. Okuduktan sonra defteri salonda masanın üzerine bıraktım ve yattım. Gece oldukça rahatsız uyudum, 5 gibi ayaktaydım ve salonda günün ilk ışıklarına kadar deftere uzaktan baktım. Mutfağa girip çıkıyordum zaman zaman, telefonu açıyordum, normal çevir sesi, bir kaç kez kendi cep telefonumu aradım bakalım ne olacak diye, bu kadar yıldır olan şey oldu, aradığım telefon çaldı sadece. Okuduklarıma inanmakta zorlanıyordum, çocukluk öykülerim anılarım ananemin defteri birbirine girmişti. Saat 7 buçuktu eminim, defteri geceden sonra bir kez daha açtım, okuduğum sayfaları tekrar okumak üzere hazırdım.
Ben hazırdım ama defterde hiç bir şey yazmıyordu.
Kocaman bir boşluk, eski solmuş sayfalar dışında hiç bir şey. Okuduğum yazılar yok olmuştu, silinmişti, silgi izi yoktu, defter aynı defterdi, eve kimse girip çıkmamıştı onu değiştirebilecek, bıraktığım yerdeydi ama bir kelime bile yoktu içinde, hiç bir şey..
Merak ettimse de konunun üzerine gitmemeye karar verdim. Bugüne kadar anlatmadım kimseye, neden bugün anlattım onu da anlamış değilim. Belki son günlerde aklıma takılan bir detay yüzünden sizinle paylaştım çünkü Madam Matilda’nın ananeme yazdığı mektubu aramaya kadar verdim. Teyzelerimle ve annemle konuştum ama onlardan çıkmadı, Büyükada’da eski eşyaların durduğu odayı bir aramak istiyorum fırsat olduğunda ya da belki burada bir yerlerde gizlidir kim bilir.
Doğa korkuyla şüphe arasında bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. İstersen annemi arayalım ona sor Madam Matilda kim diye, o zaman en azından biraz daha inandırıcı gelir anlattıklarım herhalde. Telefonu çekinerek de olsa eline aldı ve babaannesini aradı bunun üzerine. Babaanne sen Madam Matildayı tanıyor musun? Annem duraksayınca Doğa muzip bir gülümsemeyle bak işte bilmiyormuş diye lafı yapıştırdı. Telefonu aldım, hatırlamıyor musun hani terzi Madam Matilda vardı ya sen küçükken Büyükada’da? Annem telefonda Madam Beatrice, Matmazel Nadya, Madam Etil diye isimler serisi saymaya başladığında Doğa kahkaha atıyordu, yok işe yok işte diye. Ege ise babam doğruyu söylüyor diye Doğa’ya tersleniyordu.
Telefonu kapattık, herkes en başta oturduğu yere döndü, Doğa gülümsedi, gördün mü işte dedi. O anda telefon çaldı, Doğa’nın tam yanı başında olduğu için yerinden hafifçe zıplattı Doğa’yı. Kızım bize baktı, ürkek bir şekilde eli telefona gitti, alo, alo, alo, karşı taraftan bir ses gelmiyordu. Kar şiddetini arttırmış, saat 12’ye yaklaşmıştı, yeni bir yıl eski günlerin hikayesinin üstünü örtmek için elinden gelen çabayı gösteriyordu.