Madam Katya
Madam Katya dördüncü katta oturuyordu. Siparişlerini Merkez Bakkaliye’den yeri gelir günde birden fazla telefon görüşmesiyle verirdi. Kah büyük liste, kah bir paket makarna.. 70’ini geçmişti Madam Katya ama kendi işini rahatlıkla görürdü.
Yağmurlu bir sonbahar günü Kemal elinde dört büyükçe torba hafif ıslak su damlatır vaziyette kapının zilini çalarken alacağı bahşişi düşünüyordu. Hava kötü diye acaba 10 lira alır mıydı? Yok be dedi, Madam’ın eli sıkıdır, 5 verse iyi, en fazla o kadar.
Kapıyı üçünü kere çalmasıyla kapının aralık olduğunu fark etmesi herhalde aynı anda oldu. Tombulca denebilecek sol elini uzattı, kapıyı birazcık itti, elinden bırakmadığı torbaların dengesini bozmamasına dikkat ederek kafayı aralıktan uzattı, seslendi, Madaaaam, sesini yükseltti, Madaam Katyaa, ..., cevap yok.
Biraz daha araladıktan sonra kapıyı salonun girişi karşısındaydı, Kemal’in çocukluğundan beri kim bilir kaç kere gördüğü bu görüntü yıllar içinde hiç değişmemişti. 1960’lardan kalma ama eli yüzü düzgün bakımlı mobilyalar, soluk yeşil ve bir türlü havı bitmeyen sonsuz bir halı, evin cephesi boyunca dizilmiş camlar, plastik değil hafifçe çürüyen beyaza boyalı tahta doğramalar, camların ardında mezarlık manzarasını her geçen gün biraz daha yeşilin arkasında saklayan ağaçlar.
Madaaam Katyaaa, hala cevap yok..
Kemal artık işe dönmem lazım, torbaları kapıya bıraksam da gitsem diye düşündü. Sonra bunları taşımak zor olur Madam için bari mutfağa kadar ben götüreyim faydam olsun, belki de içeridedir sesimi duymamıştır dedi kendi kendine. Islak ayakkabılarını kapıda çıkarttı, torbaları bir silkeledi su damlacıklarından, içeri girdi.
Çoraplarının ucunda kapıyı sol arkasında aralık bırakarak sağa doğru usulca yürüdü. Salonun ortasından mutfağa giriş vardı, daha önce de Madam Katya için eşya taşıdığı için güzergah tanıdıktı. Oldukça loş mutfağa adımını atarken torbaları kapının yanına sırayla koydu ve hafifçe seslendi Madaam Katya??
Bahşişi de alamadan gidecem diye düşünmesine fırsat kalmadan beklenmedik bir cevap geldi kısık seslenişine – sokak kapısının kapandığını duydu.
Herhalde içerideki odalardan çıktı Madam diye düşündü, cevap vermemesine bir anlam veremese de hızla kapıya doğru hareket etti. Kapıya yaklaşırken emin olamadı ama birisinin kapının yanından biraz uzaklaşmış olduğunu ve onu gördüğünde içeriye doğru döndüğünü gördü ya da gördüğünü sandı. Biraz ürkmüş bir ruh haliyle kapının koluna uzandı bastırdı, çekti, açtı kapıyı, sonra durakladı.
Asabi bir ses tonuyla Madam Katya diye seslendi içeriye, Madam Katya siparişinizi getirdim, fişiniz de yanımda, ödeyecek misiniz şimdi?
Bir oda kapsının gıcırtısı dışında bir cevap gelmedi Kemal’e, o da kızgınla gergin arasında bir hareketlenmeyle bu sefer kapıda sol tarafa evin iç tarafında daha önce hiç görmediği odalara doğru yöneldi. Odalar arasındaki antre serin ve mutfak gibi neredeyse karanlıktı. Kapılardan sadece biri aralıktı ve sarı ışık bu kapının çerçevesinden bir parça da olsa antreye sarkıyor, kapı dışında hiç bir şeyi aydınlatmadan durakalıyordu.
Kemal kapıyı itekleyerek odaya girdi, sarı ışık genel loşlukta dikkat çekici de olsa bir kaç tane mumdan öte değildi, kare şeklinde odanın tüm ışık gelecek boşlukları raflarla kaplıydı, evin doğramaları gibi beyaz ahşaptan yapılmış raflar farklı büyüklüktelerdi, bazıları yarım metre, bazıları bunun bir kaç katıydı. Gözleri ışığın rengine alıştıkça rafların bazılarının dolu olduğunu fark etti. Tam karşısında bir zenci çocuk duruyordu.
Parlak gözleri, kıvırcık siyah saçları, kısa pantolonu vardı. Herhalde 5-6 yaşlarında olmalıydı. Olsa olsa 90cm boyutunda neredeyse canlı bir bebek solundaki rafta gülümsüyordu. Karşısındaki köşede ayakta balo kıyafetlerini giymiş maskeli bir kadın vardı. Onun yanında nispeten daha küçük bir rafta yatar şekilde duran bir adam, otobüs şoförlerinin giydiği kıyafetlerden birini giymiş, sanki daha önceden bir yerden tanıdığı birini andırıyordu.
Madam Katya diye son bir kez seslendi ama sesi odanın içinde bile yankılanmakta zorlandı. Nefes alıp verişinin sesi gırtlağından daha çok çıkıyordu. Oda havasızdı, Kemal artık dışarı çıkmak istiyordu. Odanın kapsına doğru döndü ama dengesini tam toparlayamadığı için raflardan birine doğru girmekten son anda kurtuldu. Kapının tam yanındaki rafa hafifçe çarptı, bir adım geri attı sağlam basabilmek için. O anda kendisine şaşkın gözerle bakan Madam Katya’yı fark etti, büyükçe bir rafta hafif öne eğik bir şekilde, kırmızı soluk elbisesiyle oturuyordu hareketsizce.
Koşar adımlarla odadan fırladı, ağır çekimde gibiydi hareketleri, koşuyordu, hatta bağırıyordu ama sanki hem sesi hem de adımları gittikçe daha loşlaşan evle bitmeyen yeşil halı tarafından emiliyor, yok sayılıyordu. Nefessiz kapıya ulaştı, aralık bırakmıştı ama şimdi kapalı buldu. Kapının koluna uzandı, bastırdı, çekti, açılmadı.
Kendini bağırmaya hazırladı, nefesini topladı, kapıya yüklendi, kimse yok mu dışarıda, yardım edin be, kimse yok muuu?
Sesinin yeterince çıkmadığını düşündü, herhalde heyecandan dedi, artık kapıyı bile görmüyordu doğru dürüst, salon bu kadar karanlık olmamalı diye düşündü ama kapıyı açmaya çalışmaktan düşünmeye vakit yoktu. Tekrar yüklendi kapıya, açamadı. Sonra arkadan hafif bir ses duydu, ensesinde bir nefes hissetti, sırtına bir el dokundu, arkasını döndü..