Birinci Kitap

1999 – 2003 · 75 şiir

Bütün kitap tek sayfada. Aramak için Cmd/Ctrl-F.

1. BEKLEMEK

Beklemek yapılması en zor olan Bazen durmak yerli yerinde Olmayanın peşinden Gitmeye direnmek kalmak kendinle

Aralık 99

2. BEKLEMEK (Alternatif)

B e k l e m e k Yapılması en zor olan Bazen Durmak yerli yerinde Olmayanın peşinden Gitmeye direnmek kalmak kendinle

Ocak 04

3. SENDE BENDE

Denemek başarmaktır Sende Başlamak bitirmek Aşk Sende başlangıçtır Bendeyse

Aralık 99

4. BENDE (Cevaben)

Bende yanıt sualsiz Aynalar akis yoksunu bugünlerde Çiziktirmeler üç noktalar soru işaretleri Hepsi masa başında hareketsiz

Bende sen habersiz ben kimsesiz Beklemek kaybetmektir Bende Ve günler geçmekte

Ocak 04

5. HATIRLANMAK

Hatırlanmak için yaptığın her şey Seni anımsatacağını sandığın Kendini yadırgayarak da olsa Senden bir şeyler bıraktığın

Düşündüğün günlerce Düşündüğün tüm detaylarını Kurguladığın

Dışından aldığın (Hatta içinden vermek bile olsa ucunda) Sözcükleri sattığın Kendini sattığın Ucunda hatırlanmak olmasa Arada bir anılmak – bir iç çekişle bile Yapamayacağın

Aralık 99

6. DELİ

Delirdiğini sanman yalnızca okuduğun içindir Okuduklarını tekrar okuduğun Şeyleri bildiğini sandığın Derinlerinde gömüldüğün Yalnız çıkartılacak hazine olmadığındandır ki Sen delirdiğini sanmayı da aşmaktasın

Aralık 99

7. BEDEL

Bugün şaşırtmanın bedelini Ödeyeceğin Gün geldiğinde Ya sen Hatırlanmayacak Ya da Olmayacaksın Geride kalan tek şey Aradaki fark olacak

Aralık 99

8. ÇALINTI

İsimlendirmek aslında çalıntı bir sözcük Harflerin arasında Gezinmiş Hırsız misali gelmiş Örnekleri çoğaltmış Bilmediklerini Bilirmiş gibi gözükerek Saklaması gerekenlerin ardında Kendisi saklanmış Çıplak hatta şeffaf Çaldıklarını dizince En görünebilir yere Okuyabilmesi için gözlükleri olmayanların Şaşırmış bu kadar anlaşılır olmasına Devam etmiş Dönmüş işinin başına

Aralık 99

9. KAÇAK

Çocukların hayallerinde özgür olmak için Kaçtın Hesap sorulmasına tahammülsüzlüğün Kendine dönmenin dayanılmaz cazibesi İçe dönük hesaplaşmalar Ve daha çok içebilmek için Geç saatlerin darağacı kurulmadan Kaçtın Çünkü kararsızlığın ağırlığı Sahtekarlığın aydınlığından daha keyifli sandın

Yanılıp yanılmadığını bilmen içinse bir ömür vermen gerekli

Aralık 99

10. GİZLİ ŞEYLER

Gözyaşlarının Dibinde Gizlediğin Kendin

Oynadığın oyunlar Diğerlerinden sakındığın Gözyaşların bittiğinde Gizlediğin Kendin

Korktuğun doyasıya geleceğinden Gelebilecek ile geleceği Gelen ile gideni Sonunda büsbütün birbirine karıştırdığın Gözyaşlarının ucunda Kendin

Sözcüklerde saklamaya çalıştığın Giysilerin ardında unuttuğun En çok ihtiyacın olduğu anda Bulamadığın Kırıldığın Oyuncaklarını yerinde bulamayan o küçük çocuk gibi Ağladığın Sakladığını unuttuğun Kendini Gözyaşında bile Bulamadığın için

Ocak 2000

11. KARAMSAR

Korktukların mutlaka başına gelecek Kaçtıkların mutlaka seni bulacaktır

Terk ettiklerin umduğun gibi unutmayacak Sevdiklerinse ortadan kaybolacaktır

Ve en güvendiğin En iyi tanıdığını sandığın Kendin

İhtiyacın olduğunda yanında bulamayacağındır…

Ocak 2000

12. KAVGALAR

Her şeye rağmen paylaşmak için yaşıyoruz Hatta kavgalar bile bunun için Tekrar bölüşüp bir daha paylaşabilmek için didişiyoruz Önemsediğimizden yani kavgalar Bizi daha bir biz yaptığı Sizi daha bir biz yaptığı için kavgalar Hem sokak aralarında Hem televizyonlarda İzlendikleri için hatırlandıkları Tekrar paylaşılıp çoğaltıldıkları İçin Tekrar yapıldıkları Sözcüklerin arasında Oyunlar şeklinde Paylaşıldıkları için Sürdükleri

Ocak 2000

13. TECRÜBE

Aradan kısa uzun yıllar geçmiş Ben geriye bakıyorum O gün bilemeyeceğim kavgalarıma Yanılıyor muyum yanıltıyor muyum Cevap bulamıyorum Tecrübe böyle bir şey olsa gerek Yaşanmadıkça anlaşılmayan Yaşandıktan sonra çok geç olan

Ocak 2004

14. KUMDAN KALELER

Geldiğinde hayallerinin sahiline Baktığında senin için yapılmış kumdan kalelere Oranın deniz kenarı olduğunu bilen Öylesine seven ellerce Hem de akşam zamanı Güneş kıpkızıl çizgiler çekerken gökyüzüne Deniz dokundukça Sudan ürken ayaklarına Gözlerin senin için dikilmiş surlarda Ellerinse…

Ocak 2000

15. BELKİ BİR KADIN

Bir kadın düşündü Olabildiğince sıkılmış yaptıklarından Olabildiğince yalnız anlatamadığından Bir kadın ki tüm bunları yaşayacak kadar Yaşlı Değiştirebileceğini düşünecek kadarsa Genç Bir kadın herhangi bir yerde Belki bir taksi durağında Ekmek kuyruğunda soğukta Çocuğuyla sokakta Ya da işyerinde yalnız başına

Anlatmayan biri Belki anlaşılmadığını sandığından Oysa habersiz Yalnız olmadığından Belki de anlatamadığından

Bir kadın Herhangi birinizin, herhangi bir yerde Görebileceği Kadar yakın Tanıyacağı Kadar sizden Seveceği Kadar yalnız

Size alışık biri anlayacağınız Sizin gibileri yeterince Görmüş

İşte bir gün o kadın belki de annesi bazı çocukların belki de işinizde yanınızda eşinizle evinizde tanıdığınızı sandığınız hani duraktaki yalnızlığını arayan sizden de bir şeyleri bulduğunuzu düşündüğünüz sizin yarattığınız sizin anladığınız sizin sevdiğiniz sizin istediklerinizi bulacağınızı sandığınız kadın

Aslında sizde O’nun kadar yalnızsınız Sonuna kadar Yalnız

Mart 2000

16. ANLAMSIZ

Sözcükler bizim anlamlarımızı taşırlar Anlaşmak imkansız Sır perdeleriyle gizlediğimiz anlarımız Paylaşamayınca Anlamsız

Mart 2000

17. ÇİNLİ

Tüm sıkıntılarımdan kurtulmak için Yaşlı biRRR Çinli’nin tavsiyesini istedim Bizim mahalleye taşınmış, yenisiymiş Arnavutköy’ün Çin’de geçmiş tüm hayatı, aksakallarını orada uzatmış Bir gün, tam öğle vakti, atlamış bir gemiye Gelmiş bizim Arnavutköy iskelesine

Uzun lafın kısası Sevmiş bizim Karadenizliler Çin’den gelen bu ihtiyarı Nerdeyse moda olmuş Kuru fasulye pilavı Tahta çubuklarla yemek

Kök çayı, Budist tapınakları, Tibet falan derken Bir de baktık ki bizim Çinli Başlamış ufak ufak Çin böreği açmaya Yapma dur burası İstanbul Türkiye Biz çok misafirperveriz, aman elini sürdürmeyiz Demeye kalmadan Tatlı ekşi tavuk Ve de buharda pilav gelmiş İnanmazsınız ama bizimkiler de bunları Öylesine sevmiş öylesine sevmiş

Ki açmışlar bir Çin yemekçisi Koymuşlar mı adını Arnavutköy Çin Lokantası Bizim Çinli ihtiyarı da başköşeye oturtmuşlar

Kısa hikayesi böyle bizimkinin Şimdi bir şans kurabiyesi seçin Ve devamını bekleyin

Mart 2000

18. SINIR

Kendi hikayelerimizi tüketiriz Öncelikle Kendimizi

Tüketmesini bilmeden Üretemeyeceğimizin Bilinciyle

Mart 2000

19. TELEFON

Bir telefon Çalışının Çaldığı Çalıntı Hayatına son ver Telefonun Fişini çek Ve Hayatını Geri kazan

Eğer Bu kadar kolaysa

Mart 2000

20. AYAK SESLERİ

Ayak seslerini Beklemek Seslerini sessizlikte ayırt etmeyi Öğrenmek gizlice Fark ettirmeden kimseye Bildiğini Ayak seslerini Kime ait olduğundan O anda Ne hissettiğine Kadar Ayak seslerinden Duyabildiğini Kulaklarının Birer göz olduğunu Fark ettirmeden Dinlemek Ayak seslerini Unutuncaya Kadar Kendi sesini Ayak sesini Kaybedinceye kadar Diğerlerinde Gözlerinin Kulak Kulaklarının Kör Kaldığı güne kadar

Mart 2000

21. KORKU

Korktuğun İçin Kısa Cümleler Yaratıyorsun Ve Noktalama İşaretlerini Bilmemezlikten Geliyorsun

Korktuğun İçin Başkalarına Korktuklarını Hatırlatıyorsun Korkularında Yalnız Kalmanın Korkusuyla

Hep Yalnızlıktan Bahsediyorsun Yalnız Olduğundan Değil Korktuğundan Başkalarının Yalnız Olduğundan Emin Olmak İstiyorsun Korktuğundan

Korktuğundan Yalan Söylüyorsun Hep Korktuğundan Sana Güvenemiyorum

Yazdıkların Mı Yalan Söylediklerim Mi

Korktuğumdan anlayamıyorum

Mart 2000

22. DENEME

Şehrin göbeğinde bir yerlerde. Lanet olası sıkıcı iş yerlerinin birinde.

Şehir deniz kenarında. Bir yarımada. Sabahları güneş tepeleri yalayarak doğuyor, geceleriyse suda batıyor sessizce. Oysa şehir ne güneşin, ne zamanın farkında. Saatlerine dalmış insancıklar koşuşturuyorlar. Kollarında Swatchları, Rolexleri, ne idüğü bilinmezleri takılı; akılları akreple yelkovan arasında sıkışmış koşturuyorlar.

Kalabalık uyuşturuyor herkesi. Uyuştukça da olabildiğince kalabalığa karışılıyor. Öyle bir yoğunluk ki, aynada yansıyanlar gerçekliği tanımlar oluyor. Yaşam tamamıyla şebekleşmiş. Ne hayvanat bahçesinde, ne ormanda, ne de bir tiyatro oyununda benzeri bulunmaz bir şebeklik. İletişim kurmanın en iyi yolu, ne düşündüğünü açıkça söylemek. Böylece iletişim kuramamak garantilenmiş oluyor.

Saatlerine dalmışlar yürüyorlar. Sarkacın anlamını da mahvetmişler. Bir taraftan bir tarafa sallanmak bile tekrar kurgulanmış. Neyin üstünde durulmuşsa, onun ne kimliği kalmış, ne düşmanları, ne geçmişi, ne geleceği, ne hissedarları, ne türevleri..

Herkesin kahvesini aldığı bir sıcak su yığınında. Yine o tadı bok gibi kahve..

Ruhunu kaybetmiş şehirlerden çok bahsedilmiştir. Ruhunu kaybetmiş insanlardan da. Burası ruhun ne olduğunu unutmuş, o kadar uzun süreli bir kayıptan sonra daha iyisi beklenemez zaten.

Sarkaç birilerinin kıçına girmiş sanki. Sallandıkları zaman yalnızca başları dönüyor. Ne sarkacı görmek var, ne de etrafı.

İş yerinde pek kimse kalmamış. Hiç bir zaman neden orada olduğunu anlayamadığın işyerinde, elinde berbat kahvenle duruyorsun. Kamera senden uzaklaşıyor. Adım adım. Önce yüzün ve sonra elindeki kahve ve tekrar yüzün gözüküyor bize. Sonra tamamıyla seni görüyoruz. Sonra sen bizi..

Şehrin tarihi oldukça gerilere gidiyor. İnsanlık kendini bildi bileli, bir şeyleri sağa sola kazıyıp, bir yerlere yerleştiğinde beri şehir var. Şu ankiler şehrin ilk sakinleri değil. Niceleri gelmiş, niceleri gitmiş bu şehirden. Fakat en kısa devir daim bu dönemde oluyor herhalde. Şehir kendi kültürünü devredemiyor bir sonraki kuşağa çünkü birileri çok hızlı geliyor buraya. O zaman önceden gelenler hem devraldıkları şehrin kültürünü unutuyorlar, hem de kendi alanlarını korumanın derdine düşüyorlar. Yenilerse nasıl olsa o kadar yenik ve ezikler ki, kaybedecek ne kadar az şeyleri varsa şehirden o kadar çok şey almanın peşine düşüyorlar. Bir ucundan tuttukları şehri olabildiğince silkeliyorlar. Ne yazık ki onlara da kalmıyor pastadan fazla pay. Hem kendi çocukları, hem bir evvelkilerin bilmem neleri, hem de yeni gelenler var (devlet eliyle yeniden paylaştırmayı da unutmamak lazım). Şehir kendini yaratamıyor tekrar, yaşayanlar şehirciklerini yaratıyorlar.

Kahveden korkarak yudumlamayı deniyorsun. Belki de kahve canavarını göl canavarıyla ya da dağ adamıyla falan karıştırıyorsun kafanda. Ne de olsa uzun bir gün oldu. Kahvenin bir şeylere iyi geldiğini okudun bir yerlerden, ya zihni açıyordur ya bilmem nerene yarıyordur muhakkak. Nasıl olsa böyle olmasa da fark etmez, bir başka köşede, bugün gazetede yarın internette bir yerde tam tersini okursun nasılsa. Özgürlüğün tutsaklığı bu olsa gerek. Kurtuluş bir yudum daha almakta.

Mart – Nisan 2000

23. SOKAKTA

Yıllardır görmediğin sokaklardasın Eski binaların arasından güneş sızıyor Nereden geldiği belli olmayan radyo sesi Kalabalığın sesine karışıyor

Güneş binaların arasında Kırık pencereler Boyaları dökülmüş Apoletleri çoktan sökülmüş binalar Arasında Yürüyorsun Kafanı kaldırmadığın onca yıldan sonra O derin büyük-şehir yalnızlığında Seslerin, kokuların, insanların birbirine karıştığı Geçiş noktasında Duruyorsun Kenarda sigarasıyla genç bir kadın Sanki ağlamak üzere Sanki dokunduğun anda seni boğacak bir hüznü paylaşmak istiyor Bildiğini sanıyorsun Oysa yalnızca Korktuğunu biliyorsun

Güneşin delemediği binaların Gölgeleri vuruyor Sokaklara Bakıyorsun Kol kola girmiş üç adam Dilenen çocuklar Sarı fönlü saçlarıyla genç bir piyangocu kadın Yüzler geçiyor gözlerinden Gözlerin sokakları tarıyor Gecenin ortasında ıssız bir köşede Kaybolmuş Korkmuş Bırakmış Bir çocuk gibisin sokağın ortasında

Yıllardır görmediğin sokaklardasın Eski binaların arasından güneş sızıyor Kafanı kaldırmayı o kadar geç öğrendin ki Gökyüzünü Binaların üst katlarını Ve de yıllarını verdiğin sokağını İlk defa görüyorsun

Sonra bir ses karışıyor hayatına Bir radyo, bir pikap, bir teknolojik zımbırtı Ya da bir kadın çığlığı, çocuk hıçkırığı Yola düşüyor ses güneşle birlikte

Nisan 2000

24. HALA SOKAKTA

En tehlikeli an Kalabalıkta Ortasında Sokağın Duyduğunda Sesini Kendi Ayaklarının

Nisan 2000

25. BİR ZAMAN SONRA BAZI SORULAR

I

Çocuk yıllarımda sorular sorduğum günler Sıkıntılı gözleri çevremdeki büyüklerin Anlayamadığım nedenleri Söylemedikleri

Güvendiğim günler kendime Bildiğime Anlayabileceğime

Ne olabilir ki dediğim Benim bilmediğim

Bıkmadığım sormaktan aramaktan itelemekten Gerekirse sanattan konuştuğum Gerekirse politikadan Özel hayatlardan paradan Hiç anlayamadığım Ama sürekli hissettiğim Duvarlar ardında cevaplardan

Hatta bazıları öyle ki Sanki kaçtıkları gizlerinden Karşılaşınca sorularla Oysa bekledikleri benim ve benim gibilerin yanında Kaçak bir sığınak Tutuldukları Ve kendileriyle çelişkilerinin yoğunluğundan Takıldıklarını da anlamadıkları Yani soruların havada kaldığı Çünkü herkesin bir diğeri Olmak istediği dünyam II

Sonra arada bir zaman var Hatırlamadığım tam ne olduğunu Artık soracak soruların azaldığı Ta ki bir gün soru sormadığımı fark edene kadar

Arada bir zaman Değiştiğim ama anlayamadığım Yaptığım ama bilmediğim Aslında Bana pek kimsenin de soru sormadığı bir zaman

Sanırım Şu ya da bu şekilde Herkesin geçiyor başından Fark etmedikleri bir an Değiştikleri Değiştirildikleri Dirençlerinin anlaşılmazcasına aşıldığı Buna teslim oldukları mı desem Yoksa büyüdükleri bir an mı Farkı bir anlayabilsem III

Cevap vermeyenleri anlamak Sıkıntılı gözleri hatırlamak için Bugüne gelmem gerektiğini hiç bilemezdim Hatırlayabileceğimi bile düşünmediğim Bir zaman diliminin Yağmurlu bir günde Uyarması olmasaydı bellek kırıntılarımı

Sanki cevapsız kalmış Bir zamanlar çok önemli olduğundan Kolay unutulamamış Fakat öylesine birleşmiş ki hayatla Öylesine cevapsızlığıyla Ve geride bırakılmışlığıyla Bir hayatı tanımlamış ki Bu soru Birdenbire çıktığında karşıma O yalnızca senin inandığın ve kimselere Anlatamadığın Bir anı tekrar yaşamışımcasına Karıştırdığım Sözcükleri yağmurlara

Geçmişime bir cevabım vardı Hatırladığımda soruyu

Sakladıklarının kaçtıklarının farkındaydım şimdi

Sanki

O yaşta anlayamayacağım bir şey yok sanmıştım Oysa nasıl anlayabilirdim ki Bir insan korkar Yarın ne yapacağından Çocuğundan İşinden Ne olacağından Kaç para aldığından Kaç para alacağından Hem bugününden hem dününden hem yarınından Hayatından Kolundan Bacağından Sağlığından Kendinden

O kadar korkmuyordum O kadar bilmiyordum ki bunları Bildiğim o koskoca şeylerin içleri o kadar doluydu ki Yanı başımdaki bu detayları Belki de ciddiye bile alınmaz diye düşüneceğim Korkuları Hiç fark etmemiştim Sorular sorduğumda Yıllar önce Bugün benim yaptığım gibi Başkalarının sorularından Aslında bende kaçmak İsterken IV

Yağmur yağıyor Tüm kaygıları temizlercesine Deniz kurşuni Tekneler ağır çekimde ilerliyorlar Hayatın film karelerinde Gerçek Yarattığımız oluyor Gelecek Yaşadığımız Beyaz köpüklerin Arasından Yunuslar Yüzüyor Her bir suya dalışları Bir başka Yaşam

Sormadıklarımız bizimle kalıyor

Cevapsız kalanlara Başka bir zamanda Cevaplar bulabiliyoruz

Oysa cevap veremeyenlerin Çaresizliği Evrensel Yaşanıyor Ve içine girmediğin Denizin Yunusları Senin filminde oynamıyor

Bırakıyorsun soruları bir kenara

Cevaplarla aramak üzere Bir başka Denizde

Bir başka çocuğun meraklı gözlerinde Yaşayacağı korkuları Bırakıyorsun Bir başkasına

Hayatını Bırakmak üzerine kuruyorsun En baştan bu yana

Mayıs 2000

26. OYUN

Kendinden kaçtığında Saklandığın İsimler Tanımladığın Saklambaç Oyununda Kaçanın da Arayanın da Aynı olduğu

Düştüğünde Dizin kanarcasına Kendi haline Gülmekle ağlamak Arasında Uzanan el Saklandığın köşeye

Tuttuğun ve sarıldığın Kendine

Hem güldüğün Hem ağladığın Küçük kaçak isimler yarattığın Nasıl bitireceğini Bilmediğin Oyununda

Mayıs 2000

27. GERÇEK

Hepsinden gerçeği Üşümek soğukta Sırılsıklam elbiselerle Görev başında durmak

Tüm anlamlardan Bütün varlığından gerçeği Aç olduğunda Yemeğin nasıl gözüktüğü

Yani sanki gözle değil de Bütün benliğinle yemeği gördüğün Üstündeki ıslaklığı bir daha Atamayacağını sandığın

Hem sobaların Hem kirli yemek masalarının Değerli olduğu anlar

Gerçek İhtiyacın olduğunda başlar

Mayıs 2000

28. ARAMAK

Ara verdiğin hayatını arıyorsun Yasef Dehlizlerinde bilincinin Bir kez geride bıraktığın Başının döndüğü Hatırladığında Aradığın Bulamadığın hayatını arıyorsun Adını koymaktan aciz Yalnız ve karanlık

Yaşıyorsun Yasef Ne uzun bir aradasın Ne de arayışta

Aralık 2000

29. ÇİNLİ (II)

Hani bizim Çinli vardı Arnavutköy’de iş tutan

Haber geldi İyiymiş Şangay nasıl diye sormuş Dursun amca O da iyi diye yazmış

Dükkan nasıl demiş Won Ton çorbası gidiyor mu

İyi demiş bizimkiler Ezo Gelinle beraber nefis oluyor

Ne zaman demişler Ne zaman geliyorsun

Cevap yazmamış daha Bekliyorlar

Aralık 2000

30. SONSUZLUK

Ardında gözlerini bıraktı Ve gitti

Gidenden hep bir şeyler kalırdı ama Hiç kimsenin gözleri böyle güzel Böyle acımasız Böyle sonsuz değildi

Gidenler pılı pırtı bırakırlardı Acı bırakırlardı bir sürü Hatırlanması bile hoş olmayan anılar bırakırlardı ki Sonra onları ya unutur Ya da iyileriyle değiştirirdik

Oysa bu gözler Bir ucunda sertliği dünyanın Hani en ezilen en acı çekmiş en nasırlaşmış tarafı Obur yanında serin sonbahar akşamında sararmış yapraklar Ve kendini daha iyi görebilmek için peşinden koştuğun göl kıyıları

Gidenler bir zaman sonra geri dönerlerdi Bazıları gittikleri gibi.. Eski boşluklarını ararlardı Her sabah apartman önünde süt bekleyen kedi misali Bir türlü sığamazlardı yeni deliklerine Bihaber

Haberli olanlar da yok değildi Onlar yeni delikler peşinde Yeni çiviler şeklinde gelirlerdi Olmayan tahtalara vuran Görünmez delikler arayan

Oysa o ardında gözlerini bırakıp gitti Sonsuz acımasız güzel gözlerini

Bir yer bir delik bir anlam bir anlayış bir sen peşinde olmadan Sormadan aranmadan soruşturmadan

Herkes geldi bir şekilde Delik deşik Ama geldiler Oysa sonsuz gözlerini geride bırakan Bir daha çalmadı kapıyı Bir daha ayak seslerini duymadık Gitti diye yazdık Yazdık size okuttuk Okuttuk siz de bilin istedik Belki hiç gelmedi Belki hep kendimizdik

Aralık 2000

31. DK

Delik Karanlık Dehliz Yalnızlık Delilik Değildir

Ocak 2001

32. DK (Alt)

D e l i K

Karanlık

Dehliz

Yalnızlık

Delilik

Değildir

Ocak 2001

33. ARAK(LAMAK)

Başkasının şiirinde aradı hayatını Öncesinde Kim olduğunu bilmemenin Düşündü Bilmediğini göstermenin Fark ettirmenin iyi bir fikir olmadığını

Bulduğunu Sandığında satırlarında bir diğerinin Düşündü Bulduğunun kendisi olduğunu Ancak kendisinin bulduğu olabileceğini

Sonrasında Mutlu oldu Onun satırlarından alınma kimliğinin Mutlu olması gerektiği gibi

Ocak 2001

34. (LAMAK)ARAK

Laf ebeliğini bir kenara bıraktı önce Ansızın çırılçıplak kaldığını düşündü Miras kalan pılı pırtıyı satayım dedi Acaba gerçekten çulsuz mu kalırım tedirginliğine kapıldı Karısına fikrini soracak oldu Arandığında bulunamayacağını o zaman anladı Rica minnet yalvar yakar sokakta birini çevirdi Aynı şiirden kaçmış olduğunu görünce şaşırdı Kılımı kıpırdatmıyorum artık dedi Ne olursa olsun sonunda var araklanmak

Ocak 2001

Fotoğraf — Hulki Okan Tabak

35. MALUM DURUM

Tavsiyelerinde boğulduğun hayatın Yaptığın Yaptırdığın o büyük işler Ardından konuşanlar İyi kötü fark etmediği mekanlar insanlar hatıralar Korkulara boğduğun hayatın Bir diğerini korkuttuğun daha az korkasın diye Bir diğerine saldırdığın önceliği kaptırmamak için Başardığın Neyi başardığını bilmeden Tamamladığın Parçaları hiç anlamadan Bütünden bahsettiğin Nereye gittiğini görmeden Tavsiyelerle boğduğun dostların Ayrımları bilmeden Renkleri kaybettiğinde yalnız

Sen

Karanlıkta kaldığın Korkamayacak çok sattığın yalanlar Tanınmayacak kadar Çok değişen mekanlar Tüm bağlarını koparttığın Ne Dediğini bilemeyeceğin kadar çok Şey Dediğin Demediğin belli olmadan gittiğin Gelmediğin Hep sürüklediğin arkanda Arkasız kalsan da Kalmasan da

Yalnız

Hiç bir zaman bilmediğin Bilemeyeceğin Çünkü Denemekten korktuğunda Tek yaptığın Boğmak hayatını Kıçı kırık Tavsiyelerinde

Ocak 2001

36. ONUN HAKKINDA

Hiçbir şeye inanmadığını söylerdi Geldiği yerde hiç kimsenin onu tanımadığını Hiçbir zaman bulunamayacağını savunurdu Arananların

Temmuz 2001

37. KELEBEK ve AYI

Korktuğun zaman Farkında olduğun Zamandır Farkındalık farkların parkında olmayı Gerektirir

Kelebek ve ayı

Temmuz 2001

38. IŞIKLANDIRMA

Yaşlandığında Ne olacağını düşünesin diye Yaşlılığında Ne olduğunu düşünenlere Bak Görebilmek Kör olmaktan da beterdir Gece saklamaz seni

Aslında fazlasıyla ışık Gizler her şeyi

Temmuz 2001

39. ONUN HAKKINDA - 2

Dokunduğumda hissedemiyorum derdi Dokunduğunda anlamıyorum Kokuları unuttum derdi Gülü papatyayı seni ayırt edemiyorum Biliyorum derdi Bilmediğimi biliyorum

Temmuz 2001

40. KAÇIŞ DENEMESİ

Nasıl Korkuyla sarıldık kendimize

Karşılaştığımızda Derinlere gizlediğimiz beklentilerimizle

Yetmediğinden gücümüz Gerçekleştirmeye Yetmeyeceğini bildiğimiz Bugün de Çünkü her bir kaçışın Bir parça götürdüğünü Çünkü her bir soluklanmanın Enselenme anlamına geldiğini Çünkü tüm bu yolculuğun Kocaman bir daire olduğunu Aslında kovalayanla Kovalananın Aynı Olduğunu Gördüğümüzde

Nasıl Korkuyla bakıştık birbirimize

Fark ettiğimizde

Ağustos 2001

41. KİM ACABA?

Gözlerini görüyorum Anlamlı bir şeyler söylüyor sanıyorum Kulak veriyorum Dokunamıyorum

Kıvrılıyor, buruşuyor, yırtılıyor Bazen boş veriyorum Bazen iki ucundan tutup yapıştırıyorum

Göz göze geliyoruz Renkli gözleri var diyorum Konuş diyorum Artık konuş benimle

Bekliyorum Tadabilirim diyorum Duyamıyorum Acıdır acı diyorum Bekliyorum Kirleniyorum

Ağustos 2001

42. OYUNCAK

Oyun Seninle Sözcükler Ellerinde Ben Seninle Oyuncak

Ağustos 2001

43. D ve D

Dört tarafımda duvarlar var Delikler Var Başka duvarlara açılıyor O duvarlarda Geziniyorum Delikler Var Başka odalara açılıyor Odalarda sen ben ve o Duvarlar içinde Deliklerle kuşatılmış

Ağustos 2001

44. D ve D (Alt)

Dört tarafımda duvarlar var Delikler Var Başka duvarlara açılıyor

O duvarlarda

Geziniyorum

Delikler Var

Başka odalara açılıyor Odalarda sen ben ve o Duvarlar içinde Deliklerle kuşatılmış

Ağustos 2001

45. UNUTTUKLARIM

Hatırlandığında Unutuluyor

Ocak 2002

46. BEKLEMEK

Boş yere Çünkü Her bekleyiş içinde Sonrasını Bilememek gizlenmekte

Ocak 2002

47. BİLMİYORUM

Yazımı değiştiriyorum Büyük bir umutla bekliyorum Ben de belki Değişirim diye

Giysilerimi değiştiriyorum Bakışlarımı telefonumu adresimi Belki de diyerek

Sizleri değiştiriyorum Adlarınızı yerlerinizi beklentilerinizi Olmadı – Yalan söylüyorum

Ocak 2002

48. DENİZE KARŞI

Denize karşı oturuyoruz Uzaklarda karla kaplı dağ yamaçları Sessizlik

Dalgalara bakıyorum Tuz mu İyot mu diye düşünüyorum Yıllar boyunca Cevabını beklediğimi bilmeden Sorduğum soruları

Denize karşı oturuyoruz Bir vapur gidiyor bomboş Kim bilir hangi adaya Sormak istiyorum Ama Çekiniyorum Düşer kırılır bozulur yok olur ısrarla

Maskelere bürünüyor deniz Her bir dalga başka bir zamana yolculuk Konuşsana diyorum Ne o duyuyor ne kimse Susuyor kahramanı balonun En güzel kızın balkabağında öldürülmesine

Ben niye okudum diyorum kendime Para da kazanamadım İş de bulamadım Yine geldim deniz kenarına Yine cinayet yine kadınlar yine maskeler Bakıyorsun bana Gözlerinde kızgın bir ifade Belki de kırgın, sorgulayan bir bakış Sus demiyorsun ama anlıyorum Susmak istesem de Yapamıyorum

Denize karşı oturuyoruz Biz denize yansıyoruz Deniz bize Bakıyor koca su kütlesi Bakıyor kara yaratıklarına Binlerce yıldır sırtında taşıdığı

Gözyaşları karışıyor sularına

Deniz ağladığında Ayırt etmek zordur derler Oysa deniz bilir senin gözlerinin rengini Sense O’nda Yalnızca kendini Gördüğünü sanırsın

Ocak 2002

49. BİLSELERDİ EĞER

Bilseydim dedi Saklanacağını benden Kaçacağını çağırınca seni Dostlarına benden bahsetmeyeceğini Doğum günümde aklına bile gelmeyeceğimi Bilseydim Ben Beklerdim belki

Bilseydin dedim Aradığımda olmadığını Düşündüğümde bulamadığımı Korktuğumda yalnızlığımı Bilseydin Sen Gelirdin belki

Kıtalar uzakta Durdular Düşünceleri rüzgara Bir bulutun kanadından Bir kuşun göç yoluna Karıştı

Sonra Okyanuslardan uzaklaştılar nehir Yataklarına Yattılar bir sonraki gün tekrar kalkıncaya kadar

Ocak 2002

50. HIYAR

Boş yere Fark etmek Fark edilmek Fark ettirmek İçin Bu kadar çalışmak Olmuyorsa Olmuyor diyememek En hıyarından Fark etmemek

Ocak 2002

51. SİHİR

Kimselere fark ettirmeden O Zamanlarda saklanıyorum. Ardına Düşünce kıyılarımın. Bakmadan

Yatağın altındaki canavarlara. Gittiğin Patikayı usulca izleyerek, Gün Gece fark etmeden bir anda Ölüyorum.

Ocak 2002

52. KERAMETİ KENDİNDEN ŞİİR

1 Sözcüklerin ardına 2 Gizlediğin beklentiler 3 Kimseyle paylaşılmaz iddiaların 1 Bakma sakın 2 Çıktıklarında ortalığa 3 Gün karanlığında tuzla buz olunca 1 Aslında yaptığın yapacağın 2 Korkutmasın bizleri 3 Kalınca ortalıkta çırılçıplak 1 Kendinde aradığın 2 Ne de olsa bir ömür boyu sakındığın 3 Utanmamayı öğrenmek için bir yaşam daha

Ocak 2002

53. SEN BULDUĞUNDA

Oyunlarınla kandırdığın Çocuklar Oyuncakların peşinde

Gözlerine daldığın Güzeller Gözlerinin derdinde

Sonunda buldum dediğin Kasaban İnşaat halinde

Oysa sen Hala bugün tekrardan Arayış içinde

Ocak 2002

54. KAFASI KARIŞIK

Değişmek mi istediğin Değiş o zaman Kime ne Kendine anlattığın takdirde Bana ne Haa bir gün gelecek olursan kapıma Derdinle Değiştim diyerek Bir kez daha Başlayacak olursan Bildim bileli söylediklerine Yine uzatacaksan ayaklarını çamurlu Kah masanın kah koltuğun üzerine Ve bitirmeyeceksen Geçmeyen diğer gecelerde olduğu gibi

Bil ki bu sefer Emin ol ki bu defa

Yine dinlerim seni Cefa diyorsam da boş ver Sensiz yok bana sefa

Ocak 2002

55. İSİMSİZ

Son cümleyi buraya yazmayacağım Ya yazmayacağım Ya buraya

Ocak 2002

56. ÇİNLİ (3)

Çin çok kalabalık Burada mevsimler çok sert İçerleri karışık Sahilde alabalık Diye yazmış bizim ihtiyar Son mektubunda Belki bizim Hamit yanlış çevirmiş Belki ihtiyara Arnavutköy özlemi vurmuş

Bense sıkıntı içindeyim Elim gitmiyor mektup yazmaya Oldum olası beceremedim Güzel yazı derslerini Denesemde çizemem Çin harflerini

Bekliyorum döner diye Sabırsızım ama başka çarem yok Bu arada lokanta maşallah iyi çalışıyor da Çin çayını hakkıyla içecek bir yer buluyoruz Arnavutköy’de

Ocak 2002

57. ÇİNLİ (4)

Bizim burası bayram yeri Eski evlerden süsler asılmış Çiçekler biraz daha çiçek bugün

Berber Asım herkesi beleşe tıraş etti Kuyruk o kadar uzadı ki Dursun amca Çin fincanında Ezo Gelin getirdi bekleyenlere Neredeyse benzinci de kaptırdı kendini Sabah bedava benzin verecem diye gitti istasyona Zor tuttu çocuklar onu valla

Veletler bir haftadır uzuneşek hazırlığı yapıyorlar Geldiğince gösteri yapacaklarmış Kızlarsa bir süslü bir süslü

Lokantanın üstündeki evini Huriye hanım bir güzel temizledi Hamit kapının önünde takılıyor Ustası geldiğinde okuyacağı şiiri ezberliyor

İstasyonda karşılama için de bir komite kurduk Ne de olsa hem hasretlik Hem misafirperverlik Yusuf’un minibüsünü aldık Muhtar ben Dursun amca Sevda hep birlikte gittik

Gözlerimiz kapıda bekliyoruz Çıktı çıkacak diye Diğerlerinin aklında ne var bilmiyorum ama Ben bizim ihtiyarı göreceğime deli gibi heyecanlıyım

Ocak 2002

58. ÜÇLEME

1. Yeşil Koskocaman bir çayır

Beyaz Koca benekli bir inek

Yağmur

2. Çizme palto kaşkol Şapka kazak pantolon Çorap bacak gövde Boyun kafa saç Deri hücre biz

3. Karşı sahil Dokunabilirmişsin gibi Evler maket arabalar oyuncak İnsanlar karınca

Karıncalar kayıp

Şubat 2002

59. BİLMEK

Bilmediğimi söylediğinde şaşırdım. Bilmiyorsam nasıl anlayacaktım. Bilmediğimi nasıl bilecektim. Öğrendiklerimi nasıl öğrendim. Öğrendiğimi nasıl biliyorum. Eğer bilmediğimi bilmiyorsam, bildiğimin farkında olamam. Ben görmüyorum diye Afrika diye bir kıta yok mu yani? Ben bilmiyorsam bilmediklerim beni rahat bırakırlar mı? Yeni bir sözcüğü bilebilmek onu eski sözcüklerle tanımlamak ise, Aslında bildiğim tek bir kelimecik değil mi?

Şubat 2002

60. BİRYERLER (1)

Yalnızca kendine çalan bir radyo var bizim orada. Birisi geldiğinde çalışmaz. Düğmeleriyle oynarsın kıpırdamazlar. Yere atarsın kırılmaz. Piline bakarsın, değiştirirsin, bana mısın demez, çalışmaz. Türk usulü bir tokat patlatırsın, belki kendine gelir diye, sesinizi bile çıkarmaz. Karşına alırsın, konuşursun, adam ol, böyle olmaz, canını sıkarım diye.. Aldırmaz sana, bakmaz suratına, dinlemez, duymaz.

Bir garip adam var bizim evde. Ne zaman düşüncelere dalsam iter kakar beni. Yazmak istesem bir şeyler izin vermez, rahat bırakmaz. Konuşmaya çalışsam dinlemez, dinlese anlamaz derdimi. Canım sıkıldığında, kırıldığımda bir şeye daha da beter olur, incitir beni. Gidecem bir gün buradan ama elim varmıyor hani.

Kedi eski bir torbadan şişlerini çıkardı. Mırıldanarak odun sobasına yaklaştı. Karar veremiyordu. Örgüye mi devam etmeliydi yoksa Mutfaktan gelen dayanılmaz yemek kokusunun peşine mi düşmeliydi.

Şubat 2002

61. TA

Adlar takıyorum sana Her gün başka bir Ada Büyüklü küçüklü Sorunlu sorunsuz Cafcaflı Her gün her esnada Bayılıyorum Takımadalara

Mayıs 2002

62. TAHTA(KURUSU)

Köşke gittiğimde terkedilmiş buldum onları Sessiz ve tahtakurusu konuşuyorlardı Tekrar bekledikleri kim bilir kaçıncı Habersiz beklendiğinden belki de Çoktan Y o l d a y d ı

Ekim 2002

63. BİLENLER

Yazamadığın zaman Patates soy diyerek Dikti şarap şişesini Öyle i ç m e Diyemeden kalın kabuklusundan Mırıldanarak çekip gitti Bende dinlemedim değil hani sözünü Manav Rüstem’e iki kilo şiir dedim Tarttı patatesleri Yalnız bıçağım yok Fark edemedim Ama ne derler bilirsiniz “Şair falçatadan keskindir” Tabii en iyisini Yine de siz Bilirsiniz

Ekim 2002

64. SÖZLER

Anlatmakla bitmediği Zaman Aldatmakla bitirme Zamanı geçmiştir

Sarı Çabuk kirlenen Bir renktir Bilinmesi gerekir

Sevmek İster sevgiliyi İsterse milleti Kimsenin tekelinde Değildir

Sen Beni dinlediğin için Aklında açtığın pencere Kalbinde çiçeklenir

Ekim 2002

65. PARK

(bir kağıt parçasında yazan kayıp şiir)

66. ÖYLE BÖYLE İŞTE ŞÖYLE

Bir gün boyunca yol aldılar Bulacaklarını sandıklarının peşinde Kentler geçtiler kimsenin bilmediği Kadınlar gördüler kimsenin görmediği Akşam olduğunda yorgun Ateşin başında Göz göze gelince ilk defa Fark ettiler Yol boyunca sormadıklarını

Sözcükleri yüzünden inzivaya çekildi Düşündüklerini söylediği Söylediklerini yazdığı için Olduğu sandığından

Sessizliğin sorumsuzluğundan oturuyorum Tek başıma Geviş getiriyorum Duymuyorum Duyurmuyorum

Uzaktan güzel gözüken bir şehirdi. Bülbül diyarı diye bilinirdi. Yersiz yurtsuz bir yolcuyu misafir ederdi elbette. Akçesi olana en güzel geceyi geçirtebildiği gibi.

Kendime rağmen devam ediyorum Kedim beni anlasa utanırdı eminim Aslında ben hep köpek sevdim Düşünüyorum da sanırım Öyle de sevildim

Oysa söyleyemiyorum İçimdeyse kediyim

Gözlerim yalan söylüyor Ellerim dilim gövdem bacaklarım her şeyim Doğruyu aramaya zahmet bile etmiyorum Ne gerekiyorsa onu söylüyorum Ne söylediğimi bile fark etmiyorum Bana göre her yer Çinli kaynıyor Her taraf soya sosu herkes üçgen kafalı Gerekeni yapıyorum ben Gerekli olduğum için varım Neyin gerektiğini de bilmiyorum Merak de etmiyorum Satırları atlıyorum Sayfaları atlıyorum Günleri atlıyorum Hayatı atlıyorum Seni atlıyorum Kendimi Kendimi atlamıyorum bile Farkında bile değilim

Ekim 2002

67. Aradan yıllar geçti. Doğumlar gördük pişman olduğumuz ve ölümler…

Aradan yıllar geçti. Doğumlar gördük pişman olduğumuz ve ölümler birlikte öldüğümüz. Saçlarım seyrekleşti, Türk erkeğinin gururu bir balkona sahip olmaya başladım. Arabalarımız değişti, frenleri ABS oldu, teypler disk çalarlara bıraktı yerlerini.

68. ŞARKI İLE ŞARKICI

Şarkı ile Şarkıcı Birbirine karışıyor Kral ve soytarı Odaya giren yabancının Gözlerindeki kayıtsızlık Bilincini taşımadığı Gerçekliğe bakarken Şarkı söylüyor şarkıcıyı Kral dans ediyor soytarıya Daha uzaklarda Fildişi kulede Kadınlar sevişiyor

Aralık 2002

69. BİLİNÇ

Bilmediğini görebilmen İçin unutman İçin anlaman İçin görmen İçin bakman İçin kabullenmen Bilmediğini bilebilmek İçin bilmemen

Aralık 2002

70. KAYIP ŞARKI

Ortalıkta kalmış bir şarkı Üstü başı dağılmış Belli ki aç bitap Bir Arnavutköy sabahı

Karşıda kaldırımda iskele kenarında Soluklanmakta Notaları saçılmış etrafa Kırlangıçlar takılmış Hamsiler levrekler çinakoplar Solfeje karışmış

Uzaktan siyah uzun ve kocaman şapkasıyla Adımları gök gürültüsü Şarkıcı geliyor son hızla

Aralık 2002

71. ÇEMBER

Yalan Söylemeyi bilmediği için Doğru Söylemek zorunda

Kuzeye Gitmediğinden ömrü boyunca Güneye Yolculuğu bir başına

Sormadığındandır ki Bana Muhtaç kaldı Sana

Hapsolduğu çemberdir Bilmeden Çemberin üç yüz altmış derece olduğunu

Ocak 2003

72. Küçüktü Mehmet. Küçücük denemezdi ama basbayağı ufak tefek, kanlı…

Küçüktü Mehmet. Küçücük denemezdi ama basbayağı ufak tefek, kanlı canlı, fıldır fıldır bir şeydi. Yaşı da küçüktü Mehmet’in, boyu da. Herhalde o sıralarda ilkokula yeni başlamış olmalıydı. Evin en küçüğü olduğu için mi Küçük Mehmet derlerdi yoksa bugünden geriye baktığımda olsa olsa Mehmet Küçük Mehmet olurdu mu diyorum emin değilim.

73. CAPE

Yaşlanıyorum Geçmişle gelecek ekmek Arası bugün Hiç beklemediğim bir Anda ortaya çıkan Simon Agron için

Mart 2003

74. BÜYÜKADAYA YOLCULUK - 1

Mavi yüzeyinde parıltı yok bugün Beyaz köpüklerin kirli Tanıdık rıhtımlarda tanımadık insanlar Bir parça boya her şeyi değiştirir mi sanki

Yokuş ve zamanın dayanılmaz ağırlığı Sanki denizin ortasındaki binler hiç unutmasın diye Anakaranın asıl yalnızlığı Ayak sesleri dörtler sekizler Bazen kokusundan bildiğin yerler

İki teker iki bacak hem keyif hem eziyet Sokaklar da değişiyor diyorsun Biz değişiyoruz ki sokakları değiştiriyoruz

Yokuşun başı geniş kırmızı kapı küçük yol dar Yaşadığımız yerler okudun biliyorsun Anlamları yükleyen aslında bizleriz Nasıl ki yazıyorsak tarihi umumiyeyi Yazmaktayız kendi hayat hikayemizi

Mart 2003

75. SON DURAK

Otuz öncesi son durak Beklentiler törpülenmiş Seyrüsefer halinde Limanı elinden alınmış Başıboş demek için Çok uyumlu Yalnız demek için çok kalabalık Mutlu Demek için Yalancı

Kıçını kaldırmakta sorun olduğu kesin Mazeret dünyası bu öğrenmişsin

Bağ bahçe toprak Deniz bulut yağmur Köpek köpek köpek Özlemiş bildiğini bilmediğini Bilmediğini bildiğini sanarak bilemediğini İnsanın mağara hali Avcının dayanılmaz çekiciliği

Korktuğunu belli etmemek için Taklit dünyası bu ezberlemişsin

Başarı gizleniyor kaf dağının ardında Mutluluk olamıyor bir dolma kalem Bir şöför bir sağlık sigortası Gizleniyor bir gülüşün ardında Gerçek niyetler Gülüş de niyet de gülen de gizli oysa Saklayacak bir şey bile kalmamış

Bildiğini biliyorlar sanarak devam etmemek için Unutmayı kendin etmişsin

Duruyorsun durmaktan yorgun Hareket edeceğin günün beklentisi içinde sakin Sözcükleri birbirine bağlamakta zorlanıyorsun Aklın karışık dikkatin dağınık Bir elin dalmış şiiri karalarken Bir aklın yolculukta, gemide, martılarda Bilinmeyen ülkenin bilinen kuşlarını arıyor misali Kendi örneklerini kendin yaratıyorsun Otuza bir durak kala

Mart 2003

← Birinci Kitap içindekiler